Teşekkür edenler Teşekkür edenler:  0
Beğenenler Beğenenler:  0
Beğenmeyenler Beğenmeyenler:  0
Sayfa 13 Toplam 31 Sayfadan BirinciBirinci ... 3111213141523 ... SonuncuSonuncu
121 den 130´e kadar. Toplam 302 Sayfa bulundu

Konu: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

  1. #121
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.10.06
    Mesajlar: 2.187
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    mtekik yazdı:
    S.A. ARKADAŞLAR
    MÜSADENİZ OLURSA VEYSEL KARDEŞİM YERİNE SORU SORMAK İSTİYORUM.

    MÜSADE ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM. HAKKINIZI HELAL EDİN.

    Babası Mecusiliğe aşırı bağlı olan bir köy ağası (Dikhan) olup büyük bir çiftliğe sahipti. Onun evinde bir ateşgede vardı ve onda ateşin sönmeden sürekli yanmasını sağlama işiyle O ilgileniyordu. Babasının ona karşı olan sevgisi çok aşırıydı. Bu yüzden onu, kendisine bir zarar gelmesin diye eve kapatmıştı. Bu arada O, Mecusiliğin gerçek bir din olup olamayacağı hakkında düşünmeye başladı. Ancak o kendi deyimiyle, bir köle gibi eve hapsedildiğinden, dışarıdaki olaylardan pek haberdar değildi ve bu yüzden Mecusiliği diğer dinlerle karşılaştırma imkanından yoksun bulunmaktaydı. Bir ara babası, işleri yoğunlaşınca onu tarlalardan birisine bakması için göndermek zorunda kaldı. Öte taraftan onu, kendisi için her şeyden değerli olduğunu söyleyerek işini bitirince gecikmeden eve dönmesi için uyardı. Bölgede az da olsa Hristiyan bulunmaktaydı. Yola çıkan SAHABE, bir kilisenin yanından geçerken, içerde ibadet edenlerin durumu dikkatini çekti ve içeri girerek onları izlemeye başladı. O, evde hapsedilmiş olduğu için bu insanların dini hakkında hiç bir bilgiye sahip değildi. SAHABEMİZ tarlaya gitmekten vazgeçerek, büyük bir merak içerisinde, akşama kadar orada kalmış ve bu dinin Mecusilikten daha hayırlı olduğu kanaatine vararak, onlara bu dinin kaynağının nerede olduğunu sormuştu. Onunla ilgilenen hıristiyanlar, dinleri hakkında onu bilgilendirmişler ve bu dinlerinin kaynağının Suriye de olduğunu söylemişlerdi. SAHABEMİZ, eve dönmekte gecikince babası endişelenmiş ve onu bulmak için adamlar göndermişti. Eve dönen Selman (r.a), başından geçen olayı babasına anlattı. Babası ise ona, gördüğü dinde hiç bir hayrın bulunmadığını ve atalarının dininin, karşılaştığı dinden daha iyi ve üstün olduğunu söyledi. O babasına karşı çıkarak, hıristiyanlığın kendi dinlerinden üstün olduğu konusunda onunla tartışmaya başladı. Babası, onun bu durumundan telaşlandı ve ayaklarından bağlayarak onu hapsetti. O, kilisedeki Hıristiyanlarla irtibat kurarak, Suriye tarafına gidecek bir kervan hazır olduğu zaman, kendisine haber vermelerini istedi. Böyle bir kervan hazır olduğu zaman, kendisine verilen haber üzerine evden kaçtı ve bu kervana katılarak Suriyeye gitti. Burada bir rahibin hizmetine girdi ve ondan Hıristiyanlığın esaslarını öğrenmeye başladı. Ancak bu rahib, kötü bir kimseydi. O, insanları sadaka vermeye teşvik ediyor, fakat topladığı bu sadakaları yerlerine sarfetmeyerek kendisi için biriktiriyordu. Bu rahib ölünce, O, onun yerine geçen rahibe tabi oldu. Bu kimse zühd ve takva sahibi bir zattı. Ona büyük bir sevgiyle bağlanan Sahabe, ölümü yaklaştığı zaman; kendisine kimi tavsiye edebileceğini sordu. Rahip ona, tabi olunabilecek tek kişiyi tanıdığını, onun da Musul'da bulunduğunu söyledi. O, Musul'a gidip, bu kimseye tabi oldu. Onun ölümü yaklaştığı zaman da ondan yine kimin gözetimine girmesi gerektiği hususunda tavsiye istedi. Bu zat ona, üzerinde bulundukları itikadta hiç kimseyi tanımadığını, ancak, Nusaybin'de bulunan bir âlime tabi olabileceğini söyledi. Oda doğruca Nusaybine gitti. Nusaybin'deki rahibin yanında bir müddet kaldıktan sonra, onun da ölüm döşeğine yattığını gören sahabe, yine kime uyabileceğini sordu. Bu kimse, ona, uyulabilecek tek bir kimseyi tanıdığını ve onun Rum diyarında, Ammuriye'de bulunduğunu söyledi. Oda ölünce , Ammuriye'ye gitti. Ammuriye'de bir müddet kaldıktan sonra burada yanında kaldığı rahibin ölümü yaklaştığı zaman ondan da kime tabi olacağı konusunda vasiyette bulunmasını istedi. Bu kimse ona, yeryüzünde tabi olunabilecek bir kimsenin var olduğunu bilmediğini söyledi ve şöyle ekledi: "Ancak bir peygamberin gelmesi yakındır. O, İbrâhim'in dini üzere gönderilecek ve kavminin arasından hicret edip, içinde hurma bahçeleri olan iki harra arasındaki bir yere gidecektir. Onun peygamber olduğunu belirten alâmetleri vardır: O, hediye edilen şeyleri yer, sadaka olarak hiçbir şeyi kabul etmez. İki omuzu arasında da nübüvvet mührü bulunmaktadır. Görünce onu tanırsın. O ülkeye gidip ona katılmayı başarabileceğine inanıyorsan bunu yap"


    Bu büyük sahabe kimdir.

    k.s.e.o.
    A.S
    ABİCAN BEN BUNU GEÇEN HAFTA SAHABE HAYATLARINDAN HİDAYET ÖYKÜLERİ İSİMLİ KİTAPTA OKUDUM.ÇOKTA ETKİLENDİM AMA İSİM HATIRLAYAMIYORUM.TEKRAR ARAŞTIRIP İSİM VERECEM AMA BUNU UNUTTUĞUM İÇİN KENDİME KIZIYORUM ŞİMDİ.

  2. #122
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.08.06
    Mesajlar: 2.711
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    sa. kardeş
    demekki dersimiz amacına ulaşıyor. dersimiz sadece bilmediklerimizi öğrenme değil, unuttuklarımızıda hatırlamak maksatlıdır.
    k.s.e.o.
    [small][/small]

  3. #123
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.10.06
    Mesajlar: 2.187
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    S.A

    ABİCAN BULDUM O BÜYÜK SAHABE SELMANI FARİSİDİR

    KISSASININ DEVAMINI DA BEN NAKLEDEYİM SİZE.



    "--Şimdi ahir zaman peygamberi dünyaya geldi. Yakında Medîne-i Münevvere'ye gelecek. Sen imkân bulursan buradan Medîne-i Münevvere'ye git. O peygambere teslim ol! Peygamberin alâmetinden sana üç tane söyleyeyim: Birincisi, peygamber sadaka yemez. İkincisi, hediyeyi kabul eder. Üçüncüsü de, arkasında mühr-ü nübüvvet vardır; ona da dikkat et!" demiş.

    Bir Medine kafilesine müracaat etmiş., Onlarla beraber Medîne-i Münevvere'ye doğru yollanmışlar. Fakat gaddar adamlar bunu, köledir diyerekten başka bir yahudiye satmışlar. Garip adam kendini müdafaa edememiş...

    O yahudiye uzun zaman hizmet eylemiş. Bir gün yahudinin hurmalarını toplarken bakmış ki. Efendimiz SAS'in Kuba'ya geldiğini konuşuyorlar. Sevinmiş. Birkaç gün sonra da Medîne-i Münevvere'ye teşrif buyurmuş. Bundan istifade biraz hurma toplamış, o papazın dediğini anlamak için götürmüş Rasûlullah Efendimiz'e:

    "--Yâ Rasûlallah! Bu benim sadakamdır, buyurun!" demiş.

    Rasûlüllah Efendimiz demiş ki:

    "--Biz sadaka yemeyiz."

    Etrafındaki fukaraya dağıtmışlar. Ertesi gün hususi bir yemekle beraber gitmiş:

    "--Yâ Rasûlallah, bu size hediyemdir." demiş.

    Hem yemişler hem de etrafındakilere yedirmişler. Kalmış Mühr-ü Nübüvvet...

    Bir gün Rasûl-i Ekrem Medîne-i Münevvere'nin mezarlığı olan Bakı' ismindeki mezarlığa bir cenaze götürmüşler. Cenazeyi fırsat bilen Selman, hemen peygamberimizin arkasına takılmış; o Mühr-ü Nübüvvet'i görmek için çalışıyor... Mâlum, onların giydikleri geniş bir ridâ var. Peygamber de onu sıyırmış arkasından, Mühr-ü Nübevvet meydana çıkmış. Derhal yapışaraktan, iman ü İslâmiyetle müşerref olmuş.

    Şimdi, bizim bu ders, ana-baba hakkına riayetin bir kısmındandır. Anaya babaya ne zaman itaat olunur?.. Ancak, Allah-u Teâlâ'nın emrine uygun olduğu takdirde... Allah-u Teâlâ'nın emrine uygun olmayan emirlere asla itaat edilmez. Onun kıssasıdır bu... Bak, Selman anasını da bıraktı, babasını da bıraktı, bütün emlakini de bıraktı... Sırf dinini kurtarabilmek için, tà Medîne-i Münevvere'ye kadar geldi. Ne kadar memleketler var bu arada, bilmem hesap edebilirmisiniz?..

    Kıssası uzun. Sonra Hendek Muharebesi oldu. Hendek Muharebesi'nde, düşman yirmibeşbin kişilik bir kuvvetle geliyor. İslâm çok az ve müdafaadan acizler. Müşavere ettiler, ne yapalım diyerekten. Selman'ın reyi uygun geldi. Selman dedi ki:

    "--Bizim memlekette, düşman böyle galebe çalarsa, hendek kazarız ve hendek dışından müdafaa ederiz."

    Uygun gördüler, hendeği kazdılar. Düşman geldi ve bir şey alamadan geri döndü, gitti.

    Daha sonraları Selman, Irak denilen Bağdat'ın bulunduğu diyara vali olarak gönderildi. Efendimizin vefatından sonra... O aradaki kıssalar uzun. Vali gönderildiği vakitte otuzbin kişiye hutbe okuyor. Hutbe okurken giydiyi elbise çok ayıplanacak bir şekilde... Bir valiye yakışacak bir elbise değil. Fakat orada o hiç sıkılmadan hutbesini okudu.

    Kendisinin üzerine giydiği elbisenin --ridâ diyorlar ya ona-- yarısını altına yayar, yatak yapar; yarısını üstüne yayar yorgan yapar, öyle yatarmış. Kendisine tahsis edilen vali konağına kat'iyyen girmemiş. Kendisine yetecek ufacık bir oda yaptırmış; milletin işini, devletin işini oradan idare edermiş.

    Bir gün Şam'dan bir efendi geliyor. Bir şeyler de getirmiş, yanında eşyası da var. Götürecek bir adam arıyor. Bakıyor, bakıyor sağına soluna; kimseyi hamala benzetemiyor. Selmân-ı Fârisî'ye bakıyor: Garip bir adam. Hem hamala da benzer bir vaziyeti var.

    "--Gel, gel!" diyor.

    O da çekinmeden gidiyor.

    "--Şu benim eşyalarımı evime kadar götürür müsün?" diyor.

    "--Hay hay!" diyor, hemen yükleniyor evine götürüyor.

    Yolda rast geldikleri tanıyanlar:

    "--Esselâmu aleyke yâ emîrel-mü'mînîn!" diyorlar.

    Adam taaccüb ediyor; "Yahu, n'aptım ben?.. Emîrel Mü'mînîn'miş bu... Allah Allaaah..." diyor.

    "--Efendi, affedersin ben bilemedim, kusuruma bakma! Bırakın burda eşyaları, ben bir başkasıyla yollarım." diyor.

    Fakat Selman:

    "--Yok, ben söz verdim. Evine kadar götüreceğim!" diyor.

    O Selmân-ı Fârisî, memleketin vâli-yi umûmîsi, adamın eşyasını evine kadar götürüyor. Kıssaları çok uzun.

    Mübarek devlet maaşından on para almamış. Bununla beraber aldığı hurma dallarını yelpaze, süpürge vaya seccade gibi şeyler yaparak satar, onunla maişetini temin eder; geri kalanını da tasadduk edermiş. Tasadduku da beşbin --bugunkü (1978) para ile beşyüzbin lira-- imiş.

    En nihayet eceli geliyor. Ölüm halinde Sa'd bin Ebî Vakkas, ziyaretine gidiyor. Bakıyor ki, ağlıyor.

    "--Niye ağlıyorsun, ölümden mi korkuyorsun da ağlıyorsun?" diyor.

    "--Ölümden korktuğum yok, dünyaya hırsım da yok!" diye cevap veriyor.

    Tekrar:

    "--E niye ağlıyorsun?" diye soruyor.

    "Ben Peygamber SAS'e söz verdim; o sözü yerine getiremediğim için ağlıyorum." diyor.

    Soruyor:

    "--Ne idi o söz?.."

    Diyor ki:

    "--Rasûlüllah Efendimiz, 'Dünyada ancak bir yolcu kadar yük alın kendinize!.. Fazla yük almayın sırtınıza! Çünkü yol yokuş, çıkamazsınız sonra, kalırsınız yolda... Dünyaya kıymet verip de mal edinmeye çalışmayın!' buyurmuştu. Ama şu etrafımdakilere bakın, ben ne kadar çok şey edinmişim. Şimdi bunlarla huzur-u Rasûlüllaha nasıl varacağım?" diye ağlıyor.

    Sa'd diyor ki: "Baktım acaba ne var diyerekten. Bir tencere, bir sahan, bir testi, bir bardak, bir de sofradan ibaret... Bunu çok görmüş Selman, ağlıyor. Allah cümlemizi gaflet uykusundan uyandırsın...

    Dünya ahiretin geçididir. Mesela, şimdi hac vakti... Yolda Halep var, Şam var, başka güzel memleketler var. Buradan hacca gidecek arkadaşlar, buralarda eğlenirler mi?.. Hayır! Dinlenirler, geçerler. Bizim de yerimiz ahiret... Dünya fâni, ahiret bâki!..

    Bu zâtâ demişler ki:

    "--Sen emirliği sevmiyorsun, neden?"

    "--Çünkü, emirliğin evveli tatlıdır, ahiri de acıdır. Onun için sevmiyorum." demiş.

    Allah-u Teâlâ'nın lütfuna mazhar olan bu zat, --insana misafir de gelir icabında-- misafir geldiği vakitte, evde bir şey bulunmuyorsa, şöyle tepeye çıkar;

    "--Ey geyikler gelin!" diye seslenirmiş.

    Geyikler koşa koşa Hazret-i Selman'ın önüne toplanırlar; beğendiğini alır, diğerlerini salıverirmiş.

    "--Selman, bu ne?" diye sorulunca:

    "--Allah'ın sözünü dinleyenin, sözünü herkes dinler. Allah'ın emrine itaat edene, her şey itaat eder." dermiş.


  4. #124
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 24.07.06
    Mesajlar: 1.355
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    mtekik yazdı:
    S.A. ARKADAŞLAR
    MÜSADENİZ OLURSA VEYSEL KARDEŞİM YERİNE SORU SORMAK İSTİYORUM.

    MÜSADE ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM. HAKKINIZI HELAL EDİN.

    Babası Mecusiliğe aşırı bağlı olan bir köy ağası (Dikhan) olup büyük bir çiftliğe sahipti. Onun evinde bir ateşgede vardı ve onda ateşin sönmeden sürekli yanmasını sağlama işiyle O ilgileniyordu. Babasının ona karşı olan sevgisi çok aşırıydı. Bu yüzden onu, kendisine bir zarar gelmesin diye eve kapatmıştı. Bu arada O, Mecusiliğin gerçek bir din olup olamayacağı hakkında düşünmeye başladı. Ancak o kendi deyimiyle, bir köle gibi eve hapsedildiğinden, dışarıdaki olaylardan pek haberdar değildi ve bu yüzden Mecusiliği diğer dinlerle karşılaştırma imkanından yoksun bulunmaktaydı. Bir ara babası, işleri yoğunlaşınca onu tarlalardan birisine bakması için göndermek zorunda kaldı. Öte taraftan onu, kendisi için her şeyden değerli olduğunu söyleyerek işini bitirince gecikmeden eve dönmesi için uyardı. Bölgede az da olsa Hristiyan bulunmaktaydı. Yola çıkan SAHABE, bir kilisenin yanından geçerken, içerde ibadet edenlerin durumu dikkatini çekti ve içeri girerek onları izlemeye başladı. O, evde hapsedilmiş olduğu için bu insanların dini hakkında hiç bir bilgiye sahip değildi. SAHABEMİZ tarlaya gitmekten vazgeçerek, büyük bir merak içerisinde, akşama kadar orada kalmış ve bu dinin Mecusilikten daha hayırlı olduğu kanaatine vararak, onlara bu dinin kaynağının nerede olduğunu sormuştu. Onunla ilgilenen hıristiyanlar, dinleri hakkında onu bilgilendirmişler ve bu dinlerinin kaynağının Suriye de olduğunu söylemişlerdi. SAHABEMİZ, eve dönmekte gecikince babası endişelenmiş ve onu bulmak için adamlar göndermişti. Eve dönen Selman (r.a), başından geçen olayı babasına anlattı. Babası ise ona, gördüğü dinde hiç bir hayrın bulunmadığını ve atalarının dininin, karşılaştığı dinden daha iyi ve üstün olduğunu söyledi. O babasına karşı çıkarak, hıristiyanlığın kendi dinlerinden üstün olduğu konusunda onunla tartışmaya başladı. Babası, onun bu durumundan telaşlandı ve ayaklarından bağlayarak onu hapsetti. O, kilisedeki Hıristiyanlarla irtibat kurarak, Suriye tarafına gidecek bir kervan hazır olduğu zaman, kendisine haber vermelerini istedi. Böyle bir kervan hazır olduğu zaman, kendisine verilen haber üzerine evden kaçtı ve bu kervana katılarak Suriyeye gitti. Burada bir rahibin hizmetine girdi ve ondan Hıristiyanlığın esaslarını öğrenmeye başladı. Ancak bu rahib, kötü bir kimseydi. O, insanları sadaka vermeye teşvik ediyor, fakat topladığı bu sadakaları yerlerine sarfetmeyerek kendisi için biriktiriyordu. Bu rahib ölünce, O, onun yerine geçen rahibe tabi oldu. Bu kimse zühd ve takva sahibi bir zattı. Ona büyük bir sevgiyle bağlanan Sahabe, ölümü yaklaştığı zaman; kendisine kimi tavsiye edebileceğini sordu. Rahip ona, tabi olunabilecek tek kişiyi tanıdığını, onun da Musul'da bulunduğunu söyledi. O, Musul'a gidip, bu kimseye tabi oldu. Onun ölümü yaklaştığı zaman da ondan yine kimin gözetimine girmesi gerektiği hususunda tavsiye istedi. Bu zat ona, üzerinde bulundukları itikadta hiç kimseyi tanımadığını, ancak, Nusaybin'de bulunan bir âlime tabi olabileceğini söyledi. Oda doğruca Nusaybine gitti. Nusaybin'deki rahibin yanında bir müddet kaldıktan sonra, onun da ölüm döşeğine yattığını gören sahabe, yine kime uyabileceğini sordu. Bu kimse, ona, uyulabilecek tek bir kimseyi tanıdığını ve onun Rum diyarında, Ammuriye'de bulunduğunu söyledi. Oda ölünce , Ammuriye'ye gitti. Ammuriye'de bir müddet kaldıktan sonra burada yanında kaldığı rahibin ölümü yaklaştığı zaman ondan da kime tabi olacağı konusunda vasiyette bulunmasını istedi. Bu kimse ona, yeryüzünde tabi olunabilecek bir kimsenin var olduğunu bilmediğini söyledi ve şöyle ekledi: "Ancak bir peygamberin gelmesi yakındır. O, İbrâhim'in dini üzere gönderilecek ve kavminin arasından hicret edip, içinde hurma bahçeleri olan iki harra arasındaki bir yere gidecektir. Onun peygamber olduğunu belirten alâmetleri vardır: O, hediye edilen şeyleri yer, sadaka olarak hiçbir şeyi kabul etmez. İki omuzu arasında da nübüvvet mührü bulunmaktadır. Görünce onu tanırsın. O ülkeye gidip ona katılmayı başarabileceğine inanıyorsan bunu yap"


    Bu büyük sahabe kimdir.

    k.s.e.o.

    SELMAN EL FARİSİ R.A.

  5. #125
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 24.07.06
    Mesajlar: 1.355
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    Tabiinin büyüklerinden olup, büyük sahabelerin çoğunu görmüştür.Asıl adı Ali
    Fitnenin yoğun bir şekilde yaşandığı bir dönemde yaşadığı için o da dönemin ızdıraplarından nasibini almıştır.

    Hayret edilir o kimseye ki, hayatında zararı dokunacak yemeklerden kaçınır da, vefatında zararı dokunacak günahlardan kaçınmaz

    BU söze sahip olan sahabi kimdir.


  6. #126
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.10.06
    Mesajlar: 2.187
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    s.a
    veysel kardeş ben önce davranmışım.soru hakkı benim

    toprağın yuttuğu sahabe diye anılan sahabe kimdir.bu sahabe müşriklerce esir edilip işkence ile şehid edildi.ve cesedi ortadan kayboldu.
    bu sahabe şehid edilmeden önce müsade alarak iki rekat namaz kılmış ve korktu demeyeceğinizi bilsem daha kılardım der.ve son nefesine kadar davasından dönmez.ve şehadete yakın efendimize selam gönderir.efendimiz medinede bir mecliste olduğu halde bu selamı alır ve oradakilere o sahabenin şehadetini bildirir.

  7. #127
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.10.06
    Mesajlar: 2.187
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    VEYS yazdı:
    Tabiinin büyüklerinden olup, büyük sahabelerin çoğunu görmüştür.Asıl adı Ali
    Fitnenin yoğun bir şekilde yaşandığı bir dönemde yaşadığı için o da dönemin ızdıraplarından nasibini almıştır.

    Hayret edilir o kimseye ki, hayatında zararı dokunacak yemeklerden kaçınır da, vefatında zararı dokunacak günahlardan kaçınmaz

    BU söze sahip olan sahabi kimdir.

    ZEYNELABİDİN

    Hazreti Hüseyin'in (ra)oğlu ve Hazreti Ali'nin (ra)torunudur. On iki imamın dördüncüsüdür. Tabiinin büyüklerinden olup, büyük sahabelerin çoğunu görmüştür. Risâle-i Nur'da, Hazreti Hüseyin'in soyundan gelen manevi mehdi hükmünde olduğu belirtilmektedir. (Mektubat, s. 100)O da şehit edilenlerdendir. Hazreti Hüseyin'in neslini devam ettirmesinden ötürü Seyyidü'l-Sacidin olarak anılmıştır. Büyük takva sahibi ve ibadete düşkünlüğünden ötürü, ibadet edenlerin süsü manasına gelen "Zeynelabidin" lakabıyla meşhur olmuştur. Künyesi Ebu Muhammed (veya Ebü'l-Hasan)Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib şeklindedir.



    Asıl adı Ali olan Zeynelabidin, 658 yılında (bazı kaynaklara göre 655 veya 666)Medine'de doğdu. Babası Hazreti Hüseyin (ra)ve annesi de Acem sultanının kızı olan Şehr-i Banu Gazele'dir. İran'ın fethinden sonra esir alınan sultanın üç kızından biri olup, Hazreti Ali (ra)tarafından Hazreti Hüseyin ile evlendirilmiş ve bu izdivaçtan Zeynelabidin dünyaya gelmiştir. Fitnenin yoğun bir şekilde yaşandığı bir dönemde yaşadığı için o da dönemin ızdıraplarından nasibini almıştır. Kerbela faciasında başta babası Hazreti Hüseyin (ra)olmak üzere, çok sayıda müminin şehit edilmesine şahit olmuştur.



    Zeynelabidin, Kerbela faciasının yaşandığı sırada orada bulunuyordu. Ancak, yataktan kalkamayacak kadar hasta olması ve tabii olarak çarpışmalara katılmamasından ötürü hayatta kaldı. Oysa ki, ailesinin büyük ekseriyeti şehit oldu. Önce Yezid'in yanına götürüldü. Yezid, kendisine iyi muamelede bulundu. Daha sonra Yezid'in yanından ayrılarak Medine'ye gitti ve buraya yerleşti. Ömrünün sonuna kadar da siyasi olaylardan uzak kalmaya büyük itina gösterdi. Yezid'e karşı burada meydana gelen ayaklanmaya ve isyana katılmadı.

  8. #128
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 20.10.06
    Mesajlar: 2.187
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    s.a


    toprağın yuttuğu sahabe diye anılan sahabe kimdir.bu sahabe müşriklerce esir edilip işkence ile şehid edildi.ve cesedi ortadan kayboldu.
    bu sahabe şehid edilmeden önce müsade alarak iki rekat namaz kılmış ve korktu demeyeceğinizi bilsem daha kılardım der.ve son nefesine kadar davasından dönmez.ve şehadete yakın efendimize selam gönderir.efendimiz medinede bir mecliste olduğu halde bu selamı alır ve oradakilere o sahabenin şehadetini bildirir.


  9. #129
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.11.06
    Mesajlar: 246
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    mk5834 yazdı:
    s.a


    toprağın yuttuğu sahabe diye anılan sahabe kimdir.bu sahabe müşriklerce esir edilip işkence ile şehid edildi.ve cesedi ortadan kayboldu.
    bu sahabe şehid edilmeden önce müsade alarak iki rekat namaz kılmış ve korktu demeyeceğinizi bilsem daha kılardım der.ve son nefesine kadar davasından dönmez.ve şehadete yakın efendimize selam gönderir.efendimiz medinede bir mecliste olduğu halde bu selamı alır ve oradakilere o sahabenin şehadetini bildirir.

    HUBEYB BİN ADİY R.A.

  10. #130
    Forum Üyesi
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 26.09.06
    Yer: Oradan
    Mesajlar: 5.630
    Teşekkür ve Beğeni

    RE: Sahabe-i Kiram (Soru - Cevap)

    Allah razı olsun kardeşim
    Sorunuzu sorabilirsiniz

Sayfa 13 Toplam 31 Sayfadan BirinciBirinci ... 3111213141523 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu anda 2 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 2 misafir)

Benzer Konular

  1. tecvitli namaz sureleri
    Konu Sahibi ismaile Forum Kuran-ı Kerim
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 17-03-2009, 23:26
  2. BANA YALAN SÖYLEDiN ANNE !!!
    Konu Sahibi Gülüşü Yaralı Forum Şiirler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 15-03-2009, 14:20

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •