PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Evlilikte Saadetin Yolu



Aşkâ Mecnun
03-12-2006, 15:21
Evlilik, iki kişinin bütünleşmesi demektir. Konu manevî olunca ekseri insanlar da maneviyattan habersiz olunca, ruhların anlaşması sağlanamaz.


Fakat İslamiyet hayat dinidir. Yeni evli çift "ikimiz de İslamiyet'e uyacağız" derse İslamiyet o ailenin ruhu olur. Anlaşmaları kolaylaşır.

Müslüman bir hanımla Müslüman bir erkek evlendiğinde bunların ikisi de ilmihal okuyup, öğrenip yaşamaları lazım. O zaman manevi bütünlük sağlanır. Dindar ailelerde çok basit meseleler büyütülüyor. Yemek neden hazır değil, neden yüksek sesle konuştun, neden sözümü dinlemiyorsun gibi basit konular büyütülüyor. Aile hayatı sarsılıyor. Evlenen eşler boşanacağım diye evlenmez, mutlu olmak için evlenir. Manevi mesuliyetten korkanlar aile hayatına zarar vermez.

Cennet ve cehennem ahirettedir. Fakat ahirete giden yol dünyadan geçer. Eğer cehennem korkusu, cennet ümidi olmazsa insanlar canavar olur. Çocuk sapan taşıyla kuşu vuruyor. Katil kurşun atıyor. Zalim maddi imkânlarıyla fakiri eziyor. İşte İslamiyet böylesine kötü insanlara cehennemi gösterir. Eğer insanın zerre kadar imanı varsa kötülüklerin her türlüsünden kaçınır. Allah'tan korkar.

Aile hayatı devam ettikçe sosyal hayat devam eder. Sosyal hayat sağlıklı olursa millet ve devlet üstün olur. Her Müslüman Allah'ın rızasını ararken toplum hayatını sarsacak hallerden kaçınmalıdır. Toplumun çekirdeği ailedir. Eşinizi tenkit etmeyin. Eşinizin akrabalarına iyi davranın. Eşinizle dargın durmayın. Eşinize her konuda yardımcı olmaya çalışın. Böyle davranırsanız aradaki anlaşmazlıklar kalkar.

Aile geçimsizliklerinin sebebini kimde gördüysem o geçimsizliğin kolayca düzeltilebileceğine inandım. Bazı hanımlar, "Ben eşimin kölesi olamam" diyor. Hâlbuki eşine köle olanlar onu kendisine köle etmiştir. Karşımızdakinden iyilik istiyorsak evvela biz iyi olalım. Avrupa'da özür dilemek çok yaygınken bizde azdır. Mesela hacda insanlar tünelde sıkışıp öldüler. Hacda herkes birbirini itiyor. Vapura binerken bizi iten adamın çirkin hareketlerini kabul edemeyiz. Eğer tavafta insanlar birbirlerini itmese, ölüm olayları olmaz. İnsan mukaddes bir varlıktır. Çünkü her insanın yapabileceği çok güzel işler vardır. Eşler boşanıyor, çocukların boynu bükük kalıyor. Belki o çocuklar İslam âlimi olacaktı. Böyle yüce bir yolun önünü eşlerin kesmesi çok büyük bir vebaldir. Penceresinde cam olanlar başkasının camını kırmaz. Sende, ailede bütün kapıları açacak anahtar nezaket ve kibarlıktır. "Güzel söz sadakadır."

Sinirlendiğinizde ayaktaysanız oturun! Oturuyorsanız yatın. Yahut bulunduğunuz yerden başka bir yere geçin, çünkü sinirlenmek şeytanın kamçısıdır. Sinirlenen insan coştukça coşar, yıkar, tahrip eder.

“Gönül derler buna sırçadan ince,

Kırma o gördüğün şişe değildir.

Açar çiçeğini bahar gelince,

Kesme o gördüğün meşe değildir.”

Nezaket saadetin temelidir. Özür dilemek, büyüklüğün alametidir. Gayemiz cennet gibi dünyayı cehennem etmemektir.

kaynak= Hekimoğlu İsmail
Zaman Gazetesi, 04.02.2006

Aşkâ Mecnun
03-12-2006, 15:22
EVLENİRKEN ÖNCE İSTİŞARE Mİ YAPMALI, YOKSA İSTİHARE Mİ?

Hayırlı bir kısmet çıktı, evet demek üzereyken bir de istihareye yatın, dediler. Kendimize itimat etmediğimizden yaşlı bir hanıma istihare emanet ettik. Ertesi sabah, istiharede iyi görünmüyor, vazgeçin, şeklinde bir yorumla karşılaştık. Halbuki bizim yakınlarımızla yaptığımız istişarede münasiptir, uygundur, denktir, demişlerdi. Biz de evet, demek üzereydik. Şimdi durumumuz ne olacak? İstihareye göre mi, istişareye göre mi hareket edeceğiz?

Önce istihareyi kısa bir tahlile tabi tutalım. İstiharede görülen şey evet mi, yoksa hayıra mı işaret ediyor, onu kestirmek kolay değil. Yoruma bağlı bir keyfiyet.

Sonra görülen şey şeytani mi, yoksa Rahmani mi? Bunu da kestirmek kolay değil. Bunun için de ehil olmak gerek.

Bir de istihare bağlayıcı değil. İlle de görülen işarete göre hareket edilecek diye bir mecburiyet yoktur.

İstişareye gelince. Ehil kimselerin meseleyi enine boyuna konuşup düşünmeleri sonunda vardıkları bir sonuç var. Bu sonuç hem aklın, hem mantığın, hem de ilmin icabı olacak seviyede olur. Yahut da olmalıdır.

Öyle olunca istişareye uymaktan başka yol kalmaz.

Meseleyi istişareye iştirak edenlerin akıllarıyla da düşünmek, gözleriyle de görmek, ilimleriyle de nazar etmek., herhalde sağlam bir incelemedir. Biri yanılabilir, ikincisi görmeyebilir, ama hepsi de aynı yanlışa düşmezler.

Bundan sonrası Allah’a tevekküldür.

Esasen bu gibi hayati konularda en sağlam tedbir, tarafların birbirlerini gerçek hüviyetleriyle tanımalarıdır. Olmayan vasıfları var gösterip de sonunda sürprizle karşılaşmamalıdır.

Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları

Aşkâ Mecnun
03-12-2006, 15:23
Gayr-i Müslimle Evlenmek

Müslüman bir erkeğin Ehl-i Kitap olan Yahudi ve Hristiyan bir kadınla evlenmesi kerahatle birlikte caiz olup mekruhtur. Çünkü, doğacak çocuk, baba ve annesinin ayı ayrı istikamette gelişmiş inançlar arasında sarsıntılara maruz kalmaktadır. Müslüman kadınların Kitap ehlinin erkekleriyle evlenmelerinin caiz olacağına dair ne âyet, ne hadis hiçbir mübahlık delili gelmemiştir.

Ehl-i kitabın dışında kalan ve inanç itibariyle küfür içinde bulunan bulunan ve evlenmesi caiz olmayan kadınlar şunlardır:

Budist veya Brehmen gibi isimlerle adlandırılan ve ineğin tenasül uzvuna tapan Mecusi hindiler
Puta tapan kadınlar
İsmaili ve Karmati gibi sapık zındıklar
Din ve ahlak bağlarını kırmış bir görüşün zebunu olan kadınlar
Dinsiz ve ateist kadınlar
Bu konuya Elmalı Tefsirin de özetle şöyle değinilinmektedir:

"Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlar." (Bakara Suresi / 221)


Müşrik, Kur'ân dilinde iki anlama gelir ki biri zahirî, diğeri hakikîdir.
Zahirî müşrik, açıktan açığa Allah'a ortak koşan, birden fazla ilâh olduğu kanaatinde olanlardır. Bu anlama göre, Kitap ehline müşrik denmez.
Hakikî müşrik, gerçekten tevhidi ve İslâm dinini inkar edenler, yani mümin olmayan gayr-i müslimlerdir.

Ey iman ehli, gerek dıştan dışa ve gerekse gerçek müşrik olan yani mümin olmayan kadınlardan hiç birini nikâhınıza almayınız. Onlarla evlenmeyiniz. Nihayet iman etsinler, o zaman evlenebilirsiniz. İmansız kadınlarla evlenip de aile kurmaya kalkışmayınız. Burada müşrik kadından mümin kadın karşılığı söz edilmesi, müşrik kadınlardan maksadın iman etmeyen tüm kâfir kadınlar olduğunu ayrıca gösteren bir delildir.

Gerek zahirî, ve gerekse hakikî müşrik olsun ve gerek Kitap ehli olsun, gerekse olmasın mümin olmayan kâfir erkeklerin hiç birine de nikâh etmeyiniz. Onları sizden hiç bir kız ve kadınla evlendirmeyiniz. Nihayet o imansızlar, iman etsinler o zaman verebilirsiniz. Ve hiç kuşkusuz mümin olan köle herhangi bir müşrikten, imansız kâfirden hayırlıdır. İsterse o kâfir sizi büyülemiş, kendisine hayran etmiş olsun, hürriyeti, güzelliği veya serveti veya makam, mevki ve dünya talihi veya öteki halleri ve davranışı ile pek fazla gözünüze girmiş bulunsun. Böyle bile olsa mümin olmayan kimseye hiçbir mümin ve Müslüman kadını nikâhlamayınız. O imansızlar erkek olsun, kadın olsun çıraları insan ve taş olan o belalı ateşe davet ederler, durumları ve sözleriyle ona çağırırlar. Ve mümin olmayanların mutlaka müşrik olduklarını ve bunlarla nikâhlanma ve onları nikâhlamanın zina ve şirk ile sonuçlanacağını anlasınlar, bu nokta derinden derine düşünmeye muhtaç değildir, bunu hatırlayıp zihinde canlandırmak yeterlidir. O halde ey iman edenler! Allah'ın emrini, çağrısını bırakıp da o erkek veya kadın kâfirlerle evlenmek veya onları evlendirmek suretiyle kendinizi ateşe atmayınız.


"Sizden önce kitap verilen ümmetlerin hür ve iffetli kadınları da iffetlerinizi koruyarak, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, kendilerine mehirlerini verip nikâhladığınız takdirde size helâldir" (Maide,5)


Ancak Maide Suresinde, uyarınca bu âyetin birinci fıkrasından Kitap ehlinin kadınları istisna olunarak, Kitap ehlinden kız almaya mekruh olarak ruhsat verilmiş; fakat ikinci fıkra muhkem olarak kalmış ve kız vermeye hiçbir şekilde izin verilmemiştir.

"Erkekler, kadınları yönetmeye yetkilidirler." (Nisa, 34)

İlâhi kânunu gereğince kadınlar kocalarının yönetimi altında bulunurlar. Dolayısı ile, bir mümin kadını, bir kâfir ile evlendirmek onu, o kâfirin yönetimi altına bırakmak ve onun davasına mahkûm etmek olacağından, o mümin kadını kesinlikle ateşe atmaktır.

Ancak bu ilâhî kânunu bilen ve kendini ona göre idare edebilecek olan erkekler hakkında bu yönetim altına giriş ve çağrıya mahkûm oluş zorunlu ve kesin değildir. Bu şartlar altında, müslüman erkekler için ihtiyaç hâlinde bir ruhsata imkân vardır. Bunun için bu âyetle yol gösterme ve hatırlatmadan sonra,
"Kitap verilen ümmetlerin hür ve iffetli kadınları" (Maide, 5/5) âyetiyle gereğinde yalnız Kitap ehlinden kız almaya ruhsat verilmiş ve zururetler kendi miktarlarınca takdir olunacağından, bunun dışındakiler yine haramlıkta bırakılmıştır.

Şunu da hatırlayalım ki, "O yerde ne varsa hepsini sizin için yaratandır. Sonra semaya doğrulmuş iradesini göklere yöneltmiştir." (Bakara, 2/29) âyeti gereğince mallarda ve eşyada asıl kural, onların mübah olduğu ve haramlığına dair delil bulunmadıkça mübahlık ile amel olunacağı; fakat "sizin için" buyrulduğundan dolayı bu mübahlıkta insanların canlarının ve ırzlarının dahil olmadığı ve aksine mallardaki asıl kural olan mübahlık insanların canlarını, ırzlarını, haklarını ve yararlarını korumak için bulunduğudur. Kısacası can ve ırzda haramlık asıl kural olunca bir mübahlık ve izin delili bulunmadıkça can gibi ırzda da tasarrufta bulunmak haram olacağından nikâh kıyma izni, mutlaka bir delile dayalı olacaktır. Mübahlığına delil bulunmayan yerlerde nikâh kıymak haramdır. Yani o nikâh, nikâh değil zinadır.

Bu nokta üzerinde iyi düşünülünce anlaşılır ki bu âyetteki kadın ve erkek müşrikler, kadın ve erkek müminlerin karşılığı olmasaydı da, zahirî müşrik anlamında olabilseydi, o zaman da müslüman kadınlarının diğer kâfirlere nikâh edilmeleri aslî haramlıkla haram olacaktı. Çünkü "hür ve iffetli kadınlar" ifadesiyle müslüman erkeklerin Kitap ehlinin kadınlarıyla evlenmelerine izin verilmiş olduğu halde;

Müslüman kadınların Kitap ehlinin erkekleriyle evlenmelerinin caiz olacağına dair ne âyet, ne hadis hiçbir mübahlık delili gelmemiştir. Müslümanların kadınları, İslâm tohumları için şerefli bir tarladır. Ve müslümanlar genellikle tarlalarından ve ekin ektikleri yerlerden hiçbirini yabancılara çiğnetmemek, cinsel birleşmelerine izin vermemekle yükümlüdürler. Mal tarlası olan vatan toprağını yabancılara çiğnetmek büyük bir felaket olduğu gibi, can ve din tarlası olan İslâm kadınlarını başkalarına çiğnetmek de felaketlerin felaketidir.


Yahudiler ve Hıristiyanlar müşrik midirler?


Bunlar, dıştan tevhide inandıklarını ileri sürmelerine rağmen, gerçekte Allah'ın çocuğu olduğu kanaatindedirler. Hıristiyanlar, teslise (Allah'ın baba, oğul ve Rûhu'l-Kudüs olmak üzere üç olduğuna) inanırlar. Ve "Mesih, Allah'ın oğludur." derler. Yahudiler de "Üzeyr Allah'ın oğludur." demişlerdir. Böyle demekle birlikte onlar tevhide inandıklarını da iddia ederler. Her ikisi de dıştan dışa müşrik değillerse de, gerçekte müşriktirler. Bunun için mutlak olarak müşrik denildiği ve özellikle iman karşılığında söylendiği zaman, mutlak anlamı üzere kullanılmış demektir ve genel olarak kâfirleri kapsar.


Son zamanlarda “aramızda amentü ittifakı” bulunduğu söylense de, Kur’an’ın “şirk”e nisbet ettiği kitleler arasında Ehl-i Kitab’ın da bulunduğunu (Tevbe, 31) burada mutlaka dikkate almak durumundayız. Burada ister istemez “Ehl-i Kitap–şirk ilişkisi” gündeme geliyor. “Kur’an onları kategorik olarak “müşrikler” arasında zikretmemiş, hatta pek çok ayetinde onlardan ayrı tutmuştur” denerek işin içinden sıyrılmak o kadar kolay değil. Kur’an’da –haşa– çelişki ve tutarsızlık bulunmayacağına göre evbe ayeti –ve daha birçok benzeri– ile diğerleri arasındaki bu işkâli çözmek durumundayız.


Kur’an tarafından bir yandan şirke nisbet edilirken, diğer yandan “müşrikler”den ayrı bir kategori olarak anıldıklarına göre Ehl-i Kitab’ın şirkinin diğerlerinden farkı nedir?

Ehl-i Kitab’ın şirkinin, “Tevhid iddialı” bir şirk olduğu malumdur. Yani diğer müşrikler –söz gelimi putperestler, ya da mecusiler– başında da sonunda da doğrudan ve açık bir şekilde birden fazla “müstakil ilah”ın mevcudiyetine inanır ve bunu herhangi bir şekilde tevil de etmez. Ancak Ehl-i Kitap –elbette burada söz konusu olan Hıristiyanlar’dır– kendi ilah telakkileri çerçevesinde ortak koştukları varlıkların, aslında –haşa– “Baba”dan sudur ve zuhur ettiğini söyler. Buna göre mesela İsa Mesih, aslında tanrının bir parçası, insan boyutuna geçmiş bir yansıması, bir insana ilka ettiği kelimesidir. Bu çerçevede Ruhulkudüs de “zatı ile kaim” değildir. Şu kadar ki, onun sadece “baba”dan mı, yoksa hem “baba” hem de “oğul”dan mı sudur ettiği konusu Katolikler’le Ortodokslar arasındaki kadim ihtilaflı meselelerdendir…


Kaynak:
1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan
2) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar
3) Hak Dini Kuran Dili (Elmalı Tefsiri), Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Bakara Suresi /221
4) Gayri Müslim Erkekle Nikah, Ebubekir Sifli, Milli Gazete, 27.08.2005