PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kurban allah için kesilmeli



salavatqetir
13-11-2010, 21:42
HAYIRLI BAYRAMLAR
Ülkemizde her Kurban Bayramı geldiğinde, birileri bu büyük ibadetle alakalı ileri geri konuşur. Tabii bir tartışma imiş gibi sözüm ona bazı ilahiyatçılar da hemen müdahil olur konuya. İnsanları dini meselelerde kafa karışıklığına düşürmek için ellerinden geleni yaparlar. Yok, efendim kurban farz değildir, yok efendim bu hayvan haklarına aykırı imiş. Yok, tavuk da kurban edilebilirmiş. Ve daha neler…

Kurban nedir?

Kelime manası olarak kurban; yakınlık, yakınlaşmak demektir. Fıkıh ilminde kurban; belli şartları taşıyan hayvanı, Allah’a yaklaşmak maksadıyla, Allah adına kesmek demektir.
Kurban kesmek, zekât ve bayram namazları gibi hicretin ikinci senesinde dini bir vecibe olarak emrolunmuştur. Kurban ibadeti, Kitap, Sünnet ve icmâ ile sabittir. Kitaptan delili; Allahu Zülcelal’in: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” buyruğudur. (Kevser; 2)

Sünnetten ise delil olarak birçok hadisi şerif vardır. Fakat biz bir tanesine yer vereceğiz. Hz. Aişe radıyallahu anhanın rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu kurban bayramında, Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli hiçbir amel yapamaz. Kurbanlık hayvan kıyamet günü, boynuzları, tüyleri ve tırnakları ile (Allah'ın huzuruna) gelir. Kurban kesilirken, kan yere düşmeden, Allah katında yüksek bir mevkiye çıkar. Öyle ise kurbanı gönül hoşluğu ile kesiniz.” (İbn Mace, Tirmizi, Hâkim)

Kurban kesmenin fazileti

Sahihi Müslim’de geçtiğine göre, Enes radıyallahu anhudan gelen bir rivayet şöyledir: “Resulullah bir keresinde, hafif bir uykuya yattı. Sonra uykudan kalktı, tebessüm ederek başını kaldırdı. Soruldu: ‘Ya Rasulallah, sizi gülümseten nedir?’ Şöyle buyurdu: ‘Az önce bana bir sure geldi.’ Bundan sonra bize, Kevser suresini okudu:
“Sana Kevser'i karşılıksız verdik. O halde, Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Sana buğz eden var ya işte soyu kesik onun ta kendisidir.” (Kevser; 13)

Hz. Ali radıyallahu anhunun şöyle dediği rivayet ediliyor: “Bir kimse, kurban satılan yere gitmek üzere evinden çıkarsa oraya gidinceye kadar attığı her adım için on iyilik yazılır, on kötülüğü silinir. Derecesi on kat yükselir. Kurban alımı için pazarlık yapıp konuşmaya başladığı zaman, konuşması tespih olur. Kurban alımında verdiği paranın her kuruşuna yedi yüz sevap yazılır. Kurbanı kesmek için yere serdiği zaman, onun yattığı yerden ta yedi kat yerin dibine kadar ne varsa yaratılan her şey onun bağışlanmasını ister. Kurbanın kanı akmaya başladığı zaman, onun akan kanının her damlasından, Yüce Allah on melek yaratır. Bu melekler, o kurban kesen kimse için kıyamet gününe kadar istiğfar edip bağışlanmasını dilerler. Kesilen kurbanın eti dağıtıldığı zaman, onun etinden yenen her lokma karşılığında, kurban kesen için İsmail aleyhisselamın soyundan bir köle azat etmiş gibi sevap verilir.”

Bütün bunlardan anlaşıldığına göre, insanın bayram günlerindeki en güzel ameli, kurban kesmektir. Kurban kesmek, kişi ile ateş arasında perde olur ve kişinin ateşten muhafaza olmasına sebep olur.

Kurban niçin kesilir?

Kurban, Allah ve Resûlü emrettiği için ve sırf Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla kesilir. Kurbanın etinden, derisinden istifade edilebilir; ancak bunlar maksat değildir. Müslüman, bütün ibadetlerini, sadece Allahu Zülcelal’e manen yaklaşmak ve rızasını kazanmak için yapar.
Zamanımızda birçok kimse, kurban kesmeyi, maalesef, her sene düzenli bir şekilde yerine getirilen bir adet ve gelenek olarak görmektedir. Başkalarının kınamasından korunmak için veya et için kurban kesmek, Allahu Zülcelal’in rızasına uygun değildir. Kurban, ne adet yerini bulsun diye, ne de insanlar görsün diye değil, sadece ibadet kastıyla, Allahu Zülcelal’in rızasını kazanmak için kesilir.

Kurban kesmenin dini hükmü

İslam âlimleri arasında, kurban kesmenin dini bir vazife olduğu görüşü kesin olmakla birlikte, detaylarda bazı fikir ayrılıkları vardır.

Hanefi mezhebine göre, dini yönden kurban kesebilecek durumda olan herkes için kurban kesmek vaciptir. Kurban kesmenin vacip oluşuna dair Hanefilerin delili, Hz. Peygamber (sav)'in şu hadisi şerifidir: “Kim genişlik ve imkân bulur da kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın.” (İbn Mace, Ahmed bin Hanbel) Hanefiler; böyle bir tehdit, vacibin terki halinde söz konusudur, demişlerdir. (elBedayi; 5/62, Fethu'lKadir; 8/67)
Şafii mezhebine göre, kurban kesmek, zengin olan kimse için ‘sünneti ayn'dır. Yani, kuvvetli sünnettir. Aile fertleri için ise sünneti kifayedir. Yani, aile reisinin kurban kesmesi halinde, aile fertleri de kesmiş kabul edilir. (Muğni'l Muhtac; 4/282, el-Mühezzeb; 1/237)

Gücü yettiği halde kurban kesmeyen kimsenin, Hz. Peygamber (sav)'in şefaatinden mahrum kalacağı söylenmiştir.

Vekâlet Vermek

Hanefi ve Şafii mezheplerine göre kurbanı, mümkünse sahibinin kesmesi daha faziletlidir. Fakat vekâlet vermek de caizdir. Bir kimse bir başkasını, kendi yerine kurbanını kesmesi için sözle, mektupla veya telefon gibi vasıtalarla, vekil tayin edebilir. “Benim yerime al ve benim yerime kes.” denildiğinde, vekil tayin edilen kimse, kurbanı alır ve o kimse adına keser. Nitekim Hz. Ali radıyallahu anhu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme vekâleten kurban kesmiştir.

İmkân varsa kesmeliyiz

Sonuç olarak; günümüzde yapılan bazı hatalara dikkat çekerek yazımızı sonlandıralım. Bunlardan birincisi, yardım kuruluşları vasıtasıyla kurban kestirmektir. Burada vekâlet vermek ve almak konusuna dikkat edilmeli, vekâletsiz kurban kesilmemelidir.

İkinci olarak, kurban bir ibadettir ve asıl olan bu önemli ibadeti yapmak, bereket ve rahmetine nail olmaktır. Vacip midir, sünnet midir? Bunlarla fazlasıyla meşgul olmak, ibadetin bizim gözümüzdeki değerini düşürür. Bizim gözümüzde değeri düşen bir ibadet ise Allahu Zülcelal’in katına hiç layık değildir.

Mademki Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kurban kesmiş, biz de imkânımız varsa ona uyacak ve kurban keseceğiz. İmkân bulamadığımız zaman fetvaya başvuracak, lehimize bir durum varsa ancak o zaman bu ibadetten sarfı nazar edeceğiz. Edeceğiz ama yine de içimiz yanacak ve “keşke imkânım olsaydı da ben de kesebilseydim” diye düşüneceğiz. Allahu Teâlâ’nın gerçek kulları böyle yapar.