PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Haccı, mazeretsiz olarak terk etmenin vebali büyüktür!



gurbette
26-09-2010, 18:00
.Süveyd b. Hacir (R.A.) dayısından naklen şöyle anlatıyor: Arafat ile Müzdelife arasında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizle karşılaştım. Devesinin yularına yapışarak ricada bulundum:

- Ya Resûlellah! Beni Cennete yaklaştıran ve de Cehennemden uzaklaştıracak ameller nelerdir? Bana öğretir misiniz? Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “ALLAH’a yemin ederim ki, sen meseleyi özetleyerek sordun. Fakat büyük bir gerçekten, kelimelerle izahı uzun bir hakikatten söz ederek cevap istedin. O halde iyi dinle! Beş vakit namazı kıl, farz olduğunda zekatı ver. Kâbeyi haccet ve bir de insanların sana yapmalarını sevip istediklerini onlara da yap, insanların sana karşı yapmalarını istemediklerini de onlara yapma! Öğreneceğini öğrendin. Artık devenin yularını bırak!” (Bak. Buhari, Mevakîtu’s-Salah: 5)

Abdullah b. Abbas (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: “İslâm’da saruret yani hac yapmamak yoktur.” (Hicr Sûresi:99)

Saruret: Hiç hac yapmayan veya Ruhbanlarda olduğu şekilde evlenmeyip, bekâr kalan kimseye denir. Görüldüğü üzere, İslâm’da sarûret yoktur hadisi, hac yapabilecek güçte olan kimseye, kadın olsun, erkek olsun haccetmemek için ileri sürebileceği her çeşit mâzeret kapısını kapamaya yöneliktir. Ayrıca ruhbanlık tarzındaki bekârlık da reddedilmektedir. Zira İslâm, başkaca mazeret olmadıkça, dindarlık ve zühd mülâhazalarıyla bekâr kalmayı caiz görmemiş, meşrû kabul etmemiştir. Haccı, mazeretsiz olarak terk etmenin vebali büyüktür!

Sağlıklı ve zengin olup hacca gitmek için herhangi bir engeli bulunmayan kimsenin haccı terketmesinde büyük bir vebal vardır. İslâmın beş esasından biri olan hac ibadetini yerine getirmediğinden imanı zayıflamış demektir. Bu duruma düşenlerin akıbeti tehlikelidir. İbadetin önemine binâen bu duruma düşülmemesi için, Hz. Ali (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bizi şöyle uyarıyor. “Kim kendisini Beytullah’a ulaştıracak kadar azık ve bineğe, yol vasıtasına sahip olduğu halde haccetmemişse onun yahudi veya hristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Zira, Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur: “Ona bir yol bulabilenlerin, gücü yetenlerin Beyti hac ve ziyaret etmesi ALLAH’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.”(Âl-i İmrân sûresi: 97), (Tirmizi, Hac: 3, No: 812, 2/219)

Bu manada Abdurrahman b. Sabit (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “Bir Müslüman engelleyici bir hastalık, belirgin bir ihtiyaç ve zalim bir yönetici ve yönetim baskısı olmaksızın İslâm Dini’nin farz kıldığı haccı yapmadan ölürse o, iki ölüm halinden biri üzerinde: Dilerse yahudi, dilerse hristiyan olarak ölsün fark yoktur.”(İbn Ebi Şeybe, Musannef, Hac: 269, No: 1, 4/392; Beyhekî, es-Sünenül-Kübra, Hac, No: 8743, 6/45, Darimi, Menasik: 2, No: 1785, 2/45) buyurmuştur.

Bu iki hadis-i şerif, farz bir görev olduğuna inanıldığı halde mazeretsiz olarak haccı ertelemenin ne büyük bir sorumluluk olduğunu açıklamaktadır. Bu sebeble ölüm her an gelebileceğine ve sahip olunan imkânlar da yitirilebileceğine göre hac, bir an önce hayat programı içine alınmalıdır. Çünkü mezkür iki hadis-i şerifte hac yapmaya yetecek maddî imkânı olup da hacca gitmeyenler çok ağır bir üslupla tehdit edilmektedir: Hrıstiyan veya Yahudi olarak ölme tehlikesi, yani küfür üzere ölmek. Bu ifade, tağliz yani “sakındırma ve korkutmada ağır ifade kullanma” gayesini gütmektedir: Maddî imkâna rağmen farz olan haccı terketmek, ya bunun farz olduğunu inkâr ve istihfaf yani hafife almaktan gelir, bu ise küfürdür; ya da emr-i ilâhî’ye isyandan gelir. Öyle ise küfre düşerek yahudi veya hristiyan mertebesine inme tehlikesi ile başbaşadır. Haccı terkedenlerin bilhassa yahudi ve hrıstiyanlara benzetilmeleri, onların da kitaplarıyla amel etmemelerinden ileri gelir. Zîra haccı yapmayan Müslüman da, kitabının emrini terketmiş olmakla aralarında bir müştereklik meydana gelmektedir. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz de, haccı emreden âyet-i kerimeyi okuyarak, haccetmeyenin bu emr-i ilâhî’yi inkâr veya ona isyan ettiğini ve dolayısıyla beyan ettiği tehdide delil getirmiş olmaktadır.

Hz. Ömer (R.A.) da şöyle demiştir: Düşündüm ki: Belli başlı şehir merkezlerine, birtakım görevli adamları göndereyim. Malî imkânı olup da hac yapmayan kimseleri tesbit etsinler ve onlara cizye vergisini koysunlar. Onlar Müslüman değildir! Onlar Müslüman değildir!
Mehmet Talu