PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : CEZBE NEDİR?



politrade
02-10-2006, 21:18
Sözlükte "çekmek" anlamına gelen cezbe, tasavvufta ise "Hakk'ın kulu kendine çekmesi ve aniden huzuruna yükseltmesi", demektir.

Bazı İslam büyükleri şöyle derler: "Cezbe bir ikramı ilahidir."


Bu ilahi ikrama sahib olan kul, Rabb'inin rızasını ve yakınlığını daha çabuk kazanır. Şöyle ki; cezbe kulda bir muhabbet ve aşk ateşi meydana getirir. Bu aşk ateşi sayesinde insan Allah'tan gayrı herşeyi unutur. Kendinden geçerek istiğrak haline düşer. Yani cezbe, ruhun Allah'a çekilmesi ve bu sebeble vuku bulan nefsin ıslahı ve kalbin tasfiyesinde manevi bir ilaçtır.

Şah-ı Nakşıbend (k.s.) şöyle buyuruyor: "Bizim yolumuz cezbe ve sohbet yoludur. Biz müridleri cezbe ile terbiye ederiz. Yolumuzun evveli cezbe, ahiri ise kalb huzuru, sekinet ve vakardır. Yolumuzun başlangıcında müntesiblerde vuku bulan cezbe hali, onları dünya muhabbetinden koparır ve feyz alır bir şekilde kalbin Rabb'ine yönelmesine vesile olur."

Bir kalb ki; cilalanıp feyiz alır hale gelirse o zaman nefs ıslah olma yoluna girmiş demektir.

Bu yol cezbe ile başlar, rabıta ve zikir ile devam eder. Şah-ı Nakşıbend (k.s.) buyurur:

"Rahman'dan gelen bir cezbe ile yapılan amel, ins ve cinnin (aşksız ve hususuz) ameline denk olur."

AYETLERDE CEZBE

1- "Muhakkak mü'minler o kimselerdir ki, Allah'ı zikrettikleri zaman kalpleri titrer." (Enfal.2)

2- "Onlar ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer." (Hac, 35)

3- "Rab'lerinden korkanların, ondan (bu kitaptan) derileri ürperir. (Ondaki müjde ve tehdidi duyunca tüyleri diken diken olur, sonra Allah'ın feyzi içlerine dolar, huzura ererler), derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar."(Zümer, 23)

Elmalılı Tefsirinde CEZBE

Allah Teala şöyle buyuruyor:

" Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmağa gelip de Rabb'i onunla konuşunca:

"Rabb'im bana kendini göster, sana bakayım! dedi. Rabb'i buyurdu ki: Sen beni göremezsin; fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni göreceksin!" Rabb'i dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Aydınca: Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi. (Araf, 143),

Elmalılı Hamdi Yazır "Hak Dini Kur'an Dili" adlı tefsirinde bu ayeti tefsir ederken şöyle der:

"Rabb'i Hz. Musa'yı (a.s) doğrudan doğruya fakat perde arkasından kelamıyla mutlu edince bu kelamın şevk ve neşesiyle

Allah'ı (c.c.) görme arzusu onda uyandı ve galeyena gelerek "Ey Rabbim bana göster kendini, bakıp göreyim seni", dedi. Yani perdeyi kaldır bana bizzat tecelli et de didarı-m göreyim diye yalvardı.

Bunun üzerine Allah Zatındaki bütün azamet ve kudreti ile değil, emir ve iradesinden bir parçasının dağa çarpması ile dağ dümdüz oluverdi ve Musa (a.s) baygın düştü." (Hak Dini Kur'an Dili, Cild 4, sn. 129)

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ŞAHSINDA CEZBE

Peygamber Efendimizin şahsında cezbenin başlangıcı, Hira dağındaki mağarada itikaf yaptığı günlere rastlar. Peygamber Efendimiz o sıralarda her sene belirli bir ayda, yanına bir miktar azık alarak bu mağarada inzivaya çekilirdi. Her yıl tekrarlanan bu ibadet zinciri içerisinde 40 yaşına bastığı yıl, yine Hira dağındaki mağarasında ibadet yaptığı sırada, aniden Cebrail (a.s) kendine göründü. Cebrail (a.s) Peygamber Efendimize yaklaşarak: "Oku" dedi. Peygamber Efendimiz de : "Ben okuma bilmem!", cevabını verdi. Bu üç defa tekrarlandı. Üçüncü defada Cebrail (a.s) Peygamber Efendimizi iyice kucaklayıp sıkarak "Yaratan Rabb'inin adıyla oku..." dedi. O da okudu. Bu kucaklaşma neticesinde Cebrail (a.s) ile Peygamber Efendimiz arasında manevi bir etkileşim oldu, titremeye başladı ve bundan dolayı müşrikler O'na saralı, hasta gibi yakışıksız sözler söylemişlerdi.

Burada Peygamber Efendimizin titremesi vecd ve istiğrak halinden dolayıdır. Demek ki bunlar Hz. Peygamber'in (s.a) ruhi hayatında mevcuttur.

Sevgili Peygamberimiz Kur'an'ı okunurken duyduklarında kendilerinden geçer, vecde gelirlerdi. Konu ile ilgili olarak rivayetlerin biri şöyledir:

Rasül-i Ekrem (s.a) şöyle buyurmaktadır:: "Hud ve benzeri sûreler beni kocattı." (Tırmizî, Tefsir, 56) Bu hadis vecd'den haber vermektedir. Zira kocamak, hüzün ve korkudan gelir. Hüzün ve korku ise, vecd demektir. Rivayete göre: İbn Mesud (r.a.) Rasül-i Ekrem'e Nisa süresini okudu da:

"Her ümmetten peygamberlerini şahid getirdiğimiz zaman ve seni de o peygamberlerin sıdkına şahid getirdiğimiz zaman onların halleri nice olur?" (Nisa: 41) ayet-i celilesini okuduğu zaman, Rasül-i Ekrem'in gözleri yaş ile doldu ve: "Yeter" buyurdu. (Buhari, cihad, 7,Müslim, Salatu'l-Musafirin, 2)

ASR-I SAADETTE CEZBE

Sahabe ve Tabiin de Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini dinlerken vecd'e gelirlerdi. Bu hali yaşayan Sahabe ve Tabiin'den pek çok kimse vardır. Bu halde iken kimi sayha eder, kimi ağlar, kimi bayılır, hatta ölenler bile olurdu.

Rivayete göre: Zuhare b. Ebi Evfa Tabiin'in sikalarından idi. İmamlık yapar, Kur'an-ı rikkatle okurdu. Bir gün namaz kıldırırken: "Sur'a üfürüldüğü zaman" (müddesir, 8) ayet-i celilesini okuyunca öyle bir sayha etti ki, mihrabta iken hemen düşerek can verdi.

Hz. Ömer (r.a.), bir adamın: "Rabbının azabı elbette vakidir. Onu defedecek (hiç bir şey de) yoktur." (Tur, 7-8) ayet-i celilesini okuduğunu duyunca olduğu yerde düştü eve ****ürdüler, bir ay kadar hasta yattı.

İmam Ahmed b. Hanbel (r.a.) Hz. Ali 'den (r.a) şöyle rivayet eder:

"Ben, Zeyd ve kardeşim Cafer (r.anhum) Peygamber'in (a.s.) yanına gittik. Aleyhissalatü vesselam Zeyd'e (r.a.): "Sen benim kölem ve azadlımsın", dedi.

Bu iltifata mazhar olan Zeyd (r.a.) bir ayağının üzerinde dönüp durdu. Cafer'e de:

"Sen ahlaken ve fıtraten bana benzersin", dedi. O da raksa gelip bir ayak üzerinde dönüp durdu. Bana da:

"Sen bendensin", dedi. Ben de bir ayak üzerinde dönüp durdum

nerit
09-10-2006, 04:17
allah razı olsun çok güzeldi

kafkaskartali70
06-06-2007, 06:57
Allah Razi olsun gercekten cok güzeldi

Arife81
06-06-2007, 10:54
Allah razı olsun

ADALETIMAHZA
06-06-2007, 11:03
Bu ilahi ikrama sahib olan kul, Rabb'inin rızasını ve yakınlığını daha çabuk kazanır. Şöyle ki; cezbe kulda bir muhabbet ve aşk ateşi meydana getirir. Bu aşk ateşi sayesinde insan Allah'tan gayrı herşeyi unutur. Kendinden geçerek istiğrak haline düşer. Yani cezbe, ruhun Allah'a çekilmesi ve bu sebeble vuku bulan nefsin ıslahı ve kalbin tasfiyesinde manevi bir ilaçtır.

.S.A.ALLAH RAZI OLSUN.RABBİM CÜMLEMİZİ BU İLAHİ İKRAMA MAZHAR EYLESİN İNŞAALLAH.BİZ DE BUNU DİLEYELİM.A.E.O.

deren75
06-06-2007, 11:22
s.a.rabbim razı olsun

erdemli23
20-09-2007, 21:43
Cezbe nedir?
Cevap: Manevi kalbimizin, Allah tarafından, zikir sonucunda rezonansa geçirilmesi, titreştirilmesi haline cezbe diyoruz.Cezbe Allah'tan gelen ferahlatıcı bir cereyan olup zikirle oluşturulur.Cezbenin başlangıcı Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in Hıra dağındaki mağarada itikaf yaptığı günlere rastlar.Cebrail (AS)ile Peygamber Efendimizin kucaklaşmasının neticesinde ilk defa bir melekten bir peygambere Allah'ın cereyanı diyebileceğimiz cezbe geçmiştir.Bu cereyan ile sık sık titreyen Peygamber Efendimize (S.A.V) müşrikler hasta demişler, deli demişler ve buna benzer, hakikatle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir sürü yakıştırmalar yapmışlardır.

Fakat şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, Allah tarafından verilen bir cereyanın.insanın manevi kalbinden geçişi sırasında, bütün vücudun değişik organlarını tesir altına alarak, şiddetli bir şekilde sarsması,titremesi hali cezbedir.Şeytanın cezbe verme yetkisi kesinlikle yoktur. Bu sahada yetkili kılınmadığı için cezbe,bize Allah'tan ihsan edilen en sağlam bir anahtar hüviyetindedir.

m_muaz
20-09-2007, 23:36
Cezbe

Hakkın kulunu kendine çekmesi manasında kullanılan cezbe, bir ikram-ı ilâhîdir.Cezbe kulda bir aşk ve muhabbet ateşi meydana getirir ki, bu ateş, insanı dünya muhabbetinden koparır.Şah-ı Nakşibend(k.s) şöyle buyurmuştur: "Bizim yolumuz cezbe ve sohbet yoludur. Biz müridleri cezbe ile terbiye ederiz. Yolumuzun evveli cezbe, ahiri kalp huzuru, sekinet ve vakardır. Rahman'dan gelen bir cezbe ile yapılan amel, ins ve cinnin ameline denk olur.”Abdu'l Aziz ed-Debbağ (k.s.) der ki: "Cezbe, ruhtan gelip zatta meydana çıkan bir nurdur. İbadetin zevkinden veya günaha düşeceği anda bir yular gibi ikaz halinde gelir. Bu hidayet sebeplerinden biridir. Ancak kişi asla bu nuru kendi ibadetlerine bağlamamalıdır (İbadetlerim sayesinde kazandım dememelidir.). Zira insan var ki ışık ile yolunu bulur; insan var ki, aynı ışığı hırsızlığa giderken kullanır.Eğer şeytanlar onunla oynamaz ve namazını bozacak duruma getirmezlerse cezbe oldukça büyük bir haldir."
İki yüzden fazla cezbe şekli vardır. Her insanın tabiatına uygun cezbesi olur. Tıpkı mıknatısın,



karşısındaki metal parçasının şekline göre hareket etmesi gibi. Tabiatında sükunet olanların cezbeleri genellikle kendinden geçme veya gözyaşı (ağlamak) şeklinde olurken, tabiatları (karekterleri) hareketli olanlarda irkilme veya sayha atma şeklinde olabilir.Sâlikte ilk görülen cezbe, genellikle elde tutulan kuşun kurtulmak için ileri atılması (göğüs vurması) gibi kalbin yerinden oynaması ve vücudun yerinden irkilmesi şeklindedir. Bu kalp oynaması ve vücudun irkilmesi sâlike hiç rahatsızlık vermediği gibi büyük bir manevi zevk verir.Cezbe, sâlikin aşkını ve şevkini artırmak için verilen bir ikram-ı ilâhîdir. Cezbe bu yolun sonu değil başıdır. Cezbeye takılıp kalanlar, aynen büyük davalar için dünyaya gönderilen çocuğun, eline verilen bir şekerle gayesine erdiğini zannetmesi gibi olur.Sâlik mümkün olduğu kadar cezbesini gizlemeye çalışmalıdır.Allah-u Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de buyuruyor ki:إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ "Muhakkak ki mü'minler o kimselerdir ki Allah'ı zikrettikleri zaman kalbleri titrer. Kendilerine O’nun

ayetleri okunduğu zaman (bu onların) imânlarını artırır (güçlendirir). Ve onlar Rablerine tevekkül ederler. "

الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ
"Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalbleri titrer."
Hayatü's-Sahabe'yi araştıranlar görecekler ki onlarda da titreme, ağlama, sayha atma, bayılma gibi cezbeler görülmüştür. Sahabe-i Kiramda ve evliyanın büyüklerinde daha ziyade sükûnet ve kendinden geçme şeklinde cezbe görülmüştür. Diğer ehl-i tasavvufa göre daha az cezbelenmeleri üzerlerindeki manevi havanın etkisinin azlığından veya kendilerindeki muhabbetin azlığından değil, mane*viyatın ve muhabbetin kaynağından beslenme*lerindendir. Mecnun’un; Leyla, Leyla diye dağlara düşüp kendinden geçmesi veya onun selamını duyunca bayılması ona olan aşkıyla birlikte çektiği hasretindendir. Şayet Leyla'nın yanında olsaydı bu davranışlarının bir anlamı olmazdı. Orada uygun olan bu nimetin şükrünü eda etmek ve sevgilinin huzuruna yakışır şekilde saygı, edep ve vakarla harekettir. İşte Sahabe-i Kiram kâinatın en şerefli ve en sevgili insanının yanında olmanın ve onun verdiği ilim, aşk ve muhabbetle devamlı Allah ile olmanın şükrünü eda ile meşgul idiler. Aynı zamanda dinin tebliğ ve yayılması gibi çok ehemmiyetli bir vazife ile de muvazzaf (görevli) idiler. Ama Rasûlullah'tan sonra gelenler, O'nun ve yaşadığı ilâhi aşkın hasretine yananlar, gönüllerine düşen küçük bir kıvılcımla ateşlenmiş ve kendinden geçerek cezbelenmişlerdir. Rabbim bu aşkı tanımayı ve tatmayı nasib etsin.
Cezbe, yolun sonu ve kemâlâtın zirvesi olmadığı gibi, cezbesi olmayanlar da yerinde sayıyor ve ilerlemiyor demek değildir. Bazı ehl-i tasavvufun manevi hali çok güzel olduğu halde kendisinde hiç cezbe görülmeyebilir. Bunun aksi de olabilir.

Nevin_1982
22-09-2007, 18:27
emeğine sağlık selametle kalın güzeldi cidden...