|
Üyelik Tarihi: 13.01.07
Teşekkür Sayısı: 0
1 konusuna 3 kez teşekkür edildi.
|
Li yec-ale ma yülgış şeydanü fitnetel lillezine fi gulubihim merazuv vel gasiyeti gulübühüm ve innez zalimine le fı şigagım beid **VELİYE' LEMEZZELİNE UTÜL İLME ENNEHÜL HAGGU MİRRABBİKE FE YÜ- MİNÜ BİHİ FETÜHBİTE LEHÜ GULUBÜHÜM..VE İNNALLAHE VE HE DİLLEZİNE EMENU İLA SIRADIM MÜSTEGİM....
** Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler..***Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur'an'ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir. hac 54
Taberi Tefsir'ine göre
Bir de kendilerine Mim verilenlerin, Kur'an'ın, rabbin tarafından gelen bir hak olduğunu bilip ona imanetmeleri ve ona gönülden bağlanma¬ları içindir. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri dosdoğru bir yola sevkeder.
Yine Allah, Şeytan'ın sokuşturduğu şüpheleri giderir ve âyetlerini muh¬kem kılar ki, kendilerine Allah tarafından ilim verilenler, Allah'ın indirmiş oldu¬ğu âyetlerin, rabbin tarafından gelen gerçekler olduğunu bilsinler ve onlara iman ederek gönülden bağlansınlar. Şüphesiz ki Allah, kendisine ve Peygambe¬rine iman edenleri, Şeytanın sokuşturduğu vesveseleri iptal ederek doğru yola iletir. Böylece Şeytan'ın tuzakları onlara zarar vermez.. Şeytan ın zarar vermez bölümünü aşagıda İbni kesirde anlatacagız orda daha detaylı diye onu sectim..
İbni kesir Tefsir'ine göre
İbn Hatim der ki: Bize Yûnus İ-bn Habîb'in... Saîd İ'bn Cü-beyr'den rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Allah Rasûlü (s.a.) Mekke'de Necm sûresini okudu. «Ne dersiniz Lât ve Uzzâ'ya? Üçüncüsü olan diğer Menât'a?» (Necm, 19-20) [color=green][b]âyetine gelince; şeytân onun diline vesvese karıştırdı da, «İşte bunlar ulu beyaz kuğulardır. Şefâat-ları umulur.» dedi. Onlar (Mekke müşrikleri) : Bu günden önce ilâhlarımızı hayırla anmamıştı, dediler. Allah Rasûlü secde etti, onlar da secde ettiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ : «Senden önce gönderdiğimiz hiç bir Rasûl ve hiç bir Nebi yoktur ki bir şeyi arzuladığı zaman şeytân onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun.» âyetini indirdi..
Katâde der ki: Hz. Peygamber (s.a.), makamın yanında uyuklar-ken şeytân onun dili üzerine : Muhakkak ki onların şefâatları umulur. Muhakkak onlar ulu beyaz kuğularla beraberdirler, İfâdelerini karıştırdı. Müşrikler bunu eterlediler. Şeytân bunu sanki Hz. Peygamber (s.a.) okumuş gibi gösterdi. Böylece bu kelimeler onların (müşriklerin) dillerine düştü. Bunun üzerine Allah Teâlâ : «Senden önce gönderdiğimiz hiç bir Rasûl ve hiç bir Nebî yoktur ki...» âyetini indirerek şeytânı tardetti, kovdu. Sonra İ'bn Ebu Hatim der ki: Bize Musa bin Ebu Mûsâ el-Kûfî'nin... İ'bn Şihâb'dan rivayetinde o, şöyle demiştir : Necm sûresi nazil oldu. Müşrikler : Şayet şu adam ilâhlarımızı hayırla anmış olsaydı, biz onu ve ashabım kabul ederdik. Onun dinine muhalif olan yahûdî ve hıristiyanlar bile onun gibi, 'bizim ilâhlarımıza sövmüyorlar, diyorlardı. Onların, Allah Rasûlü (s.a.) ve ashabına olan eziyet ve yalanlamaları son derece şiddetlenmişti. Onların sapıklıkları Hz. Peygamberi üzüyor ve onların hidâyete ermelerini te-mennî ediyordu. Allah Teâlâ Necm sûresini inzal 'buyurup Hz. Peygamber (s.a.), ]«Ne dersiniz Lât ve Uzzâ'ya? Üçüncüsü olan diğer Me-nât'a. Demek erkekler sizin, dişiler O'nun mu?» (Necm, 19-21) âyetini okuduğunda, Allah Teâlâ'nın putları zikrettiği sırada şeytân birtakım kelimeler atıp : Muhakkak ki onlar ulu beyaz kuğulardır. Onların şe-fâatları; işte bu umulandır, dedi. Bunlar, şeytânın düzmeceleri ve fitnesi kabilinden idi. Bu iki cümle Mekke'deki her müşriğin kalbinde yer etti, dilleri bunu söyler oldu. Birbirlerine müjde verip : Muhakkak Muhammed, ilk dini olan kavminin dinine dönmüştür, dediler. Allah Rasûlü (s.a.), Necm sûresinin sonuna eriştiğinde secde etti. Orada bulunan müslüman olsun müşrik olsun herkes secdeye kapandı. Şu kadar var ki Velîd İbn Muğîre cüsseli birisi idi de (secdeye kapana-madığı için) avucuna toprak alıp onun üzerine secde etti. Her iki grup ta (müslümanlar ve müşrikler grubu) Allah Rasûlü (s.a.) nün secdesinden dolayı topluca secde etmelerine şaştılar. Müslümanlar müşriklerin kendileriyle birlikte îmânsız ve yakînsiz olarak secde etmelerine şaşmışlardı. Zîrâ müslümanlar şeytânın, müşriklerin kulağına eriştirdiği âyeti (sözleri) işitmemişlerdi. Böylece müşriklerin gönülleri, Allah Rasûlü (s.a.) nün arzusuna şeytânın karıştırmış olduğu vesveseden huzur -buldu. Şeytân müşriklere, Allah Rasûlü (s.a.) nün fou kelimeleri suretle okumuş olduğunu bildirmişti. Böylece onlar, ilâhlarını ta'zîm için secde etmiş oldular. Bu söz insanlar arasında yayıldı. Şeytân *bu kelimeyi şayia olarak yaydı. O kadar ki bu, Habeş ülkesinde olanlara ve oradaki müslümanlardan Osman İbn Maz'ûn ve ashabına kadar ulaştı. Mekke ahâlîsinin bütünüyle müslüman olduğunu ve Allah Rasûlü (s.a.) ile birlikte namaz kıldıklarını sandılar. Hattâ Velîd İbn Muğîre'nin avucundaki toprağa secdesi haberi dahi onlara ulaştı ve onlara müslümanların Mekke'de emniyyet içinde oldukları söylendi.- Sür'atle (Mekke'ye) geldiler. Halbuki Allah Teâlâ, şeytâmn karıştırmış olduğu vesveseyi gidermiş ve âyetlerini sağlamlaştırarak yalandan muhafaza buyurmuştu. Allah Teâlâ buyurdu ki: «Senden önce gönderdiğimiz hiç bir Rasûl ve hiç bir Nebî yoktur ki bir şey arzuladığı zaman şeytân onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Allah, şeytânın karıştırdığını giderir. Sonra Allah kendi âyetlerini yerleştirir. Ve Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.» Bu; şeytânın karıştırdığını kalelerinde hastalık bulunan ve kaskatı olan kimseleri sınamaya vesîle kılmak içindir. «Zâlimler şüphesiz derin bir ayrılık içindedirler.» Allah Teâlâ kazasını beyân buyurup onu şeytânın uydurmalarından temizlediğinde; müşrikler sapıklıklarına, müslümanlara olan düşmanlıklarına döndüler. Onlara karşı şiddetli davranmaya başladılar. Bu rivayet de mür-seldir.
Allah Teâlâ'nm : «Senden önce gönderdiğimiz hiç bir Rasûl ve hiç bir Nebî yoktur ki bir şeyi arzuladığı zaman şeytân onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun.» kavli Allah Rasûlü (s.a.) nü tesellî-dir. Yani: Bunlar seni üzmesin. Senden önceki rasûl ve nebilere de bunun bir benzeri isabet etmiş, onların da başına gelmiştir. Buhârî-nin rivayetinde İbn Abbâs, «Şeytân onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun.» âyeti hakkında der ki: Konuştuğu zaman şeytân onun sözüne vesvese karıştırır. Ama Allah şeytânın vesvesesini yok eder, âyetlerini yerleştirir.Demiştir.
Allah Teâlâ buyurur ki : Ve Allah olan içleri ve hâdiseleri en iyi bilendir. Hiç toir gizlilik ona gizli kalmaz. Takdirinde, yaratmasında, emrinde tâm hikmet ve en yüce hüccet O'nundur, Hakîm'dir O. Bu sebepledir ki: «Şeytânın karıştırdığı; kalblerinde hastalık, (şek, şüphe, küfür ve münafıklık) bulunan ve kalbleri kaskatı olan kimseleri sınamaya vesile kılmak içindir.» buyurmuştur. O müşrikler gibisi ki, bununla sevinmişler ve ancak şeytândan olduğu halde bunun sahîh olduğuna inanmışlardır. İbn Cüreyc «Kalblerinde hastalık bulunan kimseler»in münafıklar; «Kalbleri kaskatı olan kimseler»in de müşrikler olduğunu söyler. Mukâtil İbn Hayyân'a göre bunlar, yahûdîler-dir. «Zâlimler şüphesiz derin bir ayrılık, (derin bir sapıklık, muhalefet ve hakka, doğruya karşı derin «bir inâd) içindedirler.»
Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin, hak ile bâtılı birbirinden kendisiyle ayıracakları faydalı ilme nail olanların, Allah'a ve Rasûlüne inanmış kimselerin sana vahyetmiş olduğumuz ve Allah'ın ilmi ile, başka şeylerle karışmasından korumasıyla inzal etmiş olduğu bu Kur'an'm Rabbim-den gelme bir gerçek olduğunu bilip inanmaları ve gönüllerini ona bağlamaları içindir. Muhakkak o, hikmet dolu bir kitabdır. ]«Önünden de ardından da bâtıl sokulamaz. O; Hakîm, Hamîd katından indirilmiştir.» (Fussilet, 42), «Muhakkak ki Allah, îmân edenleri (dünyada ve âhirette) dosdoğru yola iletir.» Dünyada onları hakka ve ona tâbi olmaya iletir, bâtıla muhalif olmaya ve ondan sakınmaya muvaffak kılar. Âhirette ise onları cennet derecelerine ulaştıran dosdoğru yola iletir ve onları elîm azaba ve cehennem derecelerine düşmekten uzaklaştırır, kurtarır.
Beğâvî Tefsirinde İbn Abbâs, Muhammed İbn Kâ'b el-Kurazî ve başkalarının sözlerinden toplanmış olarak yukardakine benzer şekilde olayı anlatmıştır.Alusi tefsir'i gibi bazı tefsir'lerdede aynı şekilde yorumlar getirilmiştir...
Dikkat edilecek olursa EFENDİMİZ e şeytan lanetlenmişi vesvese vermek veya onun gibi bi takım şeyler yapmak istesede ALLAH cc onu bi şekilde boşa çıkarmıştır.Burdan kendi halimizi düşünelim bize nasıl geliyordur.Vesvese ve diger oyunları kimbilir kaç kozunu vurdu bize,diger meselede İlim sizlere karşı hiçbirşeyin olmaması hep İlim sahibi insanların övülmesi ve onların akıllı bi şekilde düşünebilmesini övüyor.Bu ayette ve gelecek olan diger ayetlerdede hep ilim ehli deniyor.İnş bizde onlardan olalım....
Fahruddin Er-Râzi, Mefâtihu’l-Gayb,a Tefsir'ine göre
Fahruddin Er-Râzi R.h Burda gecen Kugular yücedir onlardan şefaat beklenir.Rivayetlerini tamemen red etmektedir.Delil olarakta...
Ayet'lerden
1) "Eğer (peygamber söylemediğimiz) bazı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, elbette onun sağ elini kapıverir, sonra da muhakkak ki, onun kalb damarını kapardık" (Hakka, 44-46) ayeti.
2) "De ki: onu kendiliğinden değiştirmem benim için olmayacak şeydir. Bu, vahyoluna gelenden başkasına uymam" (Yunus, ısı ayeti.
3) O'nun, "Kendi nevasından söylemez o. O, kendisine ilkâ edilegelen bir vahyden başkası değildir" (Necm, 3-4) ayetidir.
Binâenaleyh şayet Hz. Peygamber (s.a.s) bu ayetin hemen peşinden, "O putlar, yüce kuğulardır" sözünü söylemiş olsaydı, o zaman o anda, Cenâb-ı Hak yalancı olmuş olurdu ki iddia eden hiçbir müslüman yoktur.
4) "Onlar sana vahyettiğimizden başkasını uydurup bize iftira edesin diye seni bile nerdeyse fitneye düşüreceklerdi, o takdirde seni dost edineceklerdi" (isra 73) ayetidir
Bazılarına göre (kâde) fiilinin manası, iş henüz meydana gelmediği halde, o işin öyle olmasının yaklaşıverdiğini bildirmektir. (Ayette bu tabir kullanıldığına göre, demek ki bu iş gerçekleşmemiştir).
5) "Etfer sana sebat vermiş olmasaydık, sen onlara biraz meyledecekdin"(\stt,7*) ayetidir.
(Levlâ) kelimesi başka bir şeyin bulunmaması sebebiyle herhangi bir şeyin vücud bulmadığını ifade eder. Binâenaleyh bu ifade, bu azıcık meylin dahi bulunmadığına delâlet eder.
6) "Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (yaptık)" (Furkân, 32) ayetidir.
7) "Seni okutacağız da, (asla) unutmayacaksın"(Aiâ, 6) ayetidir.
Ve Sünnet'lerden
Sünnetten delillere gelince şunlardır: Muhammed İbn İshâk İbn Huzeymeden rivayet edildiğine göre, olan bu hadise sorulduğunda o: "Bu, zındıkların bir uydurmasıdır" dedi ve bu hususta bir kitâb tasnif etti. İmâm Ebu Bekir Ahmed İbn •»-Hüseyin el-Beyhaki ise; "Böyle bir hadise, nakl cihetinden sabit ve kesin değildir" demiş, sonra da bu hadisenin ravileri hakkında konuşmaya başlayarak onların "ta'n" edilmiş kimseler olduğunu belirtmiştir. Hem Buharl (r.a), Sahih'inde, Hz. Peygamber (s.a.s)'in, Necm sûresini okuduğunu, orada bulunan müslüman-müşrik, ins-cins herkesin secde ettiğini rivayet etmiş, ama onun bu rivayetinde Garanik Kıssası yer almamıştır. Bu hadis, kendisinde Garanik Kıssası asla bulunmaksızın, daha pekçok tarikten rivayet edilmiştir.
Akli delillere gelince, bunlar da pekçok yöndendir.
1) Hz. Peygamber (s.a.s)'in, putlara saygı duyduğunu söyleyen herkes, kâfir olur. Çünkü, onun en büyük gayretinin, putperestliği kaldırma hususunda olduğu zaruri
2) Hz. Peygamber (s.a.s)'in, nübüvvetinin ilk anlarında, müşriklerin her durumda kendisine sataşıp el uzattığı bir dönemde, onların eziyyetinden güven içinde, Ka'be'de Kur'ân okuyup namaz kılması mümkün değildir. O ancak Ka'be'de onların bulunmadığı gece vakti boş bir zamanda namaz kılabiliyordu. Binâenaleyh, işte bu durum zahire tutunan müfess iri erin bu açıklamasını ibtâl eder.
3) Müşriklerin Hz. Peygamber (s.a.s)'e düşmanlıkları öylesine ileri bir derecede ûi ki, işin aslını araştırıp emin olmaksızın sırf bir cümleyi işitmiş olmakla yetineceklerini kabul etmek mümkün değildir. Binâenaleyh, müşrikler nezdinde, Hz. Peygamber (s.a.s)'in kendilerine muvafakat ettiği dahi henüz anlaşılmamışken, daha nasıl onlar Hz. Peygamber (s.a.s)'in onların ilâhlarını ululadığında ittifak etmiş ve böylece de secdeye kapanmış olabilirler. (Böyle bir şey olamaz).
4) Dördüncü delil, "Nihayet Allah, şeytanın ilkâ edeceği (o fitneyi) giderir, ibtal eder. Yine Allah, ayetlerini sabit kılar" ayetidir. Bu böyledir, zira Allah'ın, şeytanın ilkâ ettiğini, kattığını, peygamberden izâle etmek suretiyle ayetlerini sabit kılıp sağlamlaştırması, beraberine şüphenin kaldığı bu ayetlerle onu neshetmesinden daha Kuvvetlidir. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hak, Kur'ân'a Kur'ân olmayanın karışmaması için, ayetlerini sağlamlaştırmak istediğine göre, şeytanı bundan men edip, böyle bir şeye asia yaklaştırmaması, öncelikle gerekir.
5) Bu hususta yapılan izahların en kuvvetlisi olan bu açıklamaya göre şayet biz, bunun olabileceğini söylemiş olsaydık, o zaman onun şeriatına dair güven ortadan caıkar ve biz, herbir hüküm ve kanun hususunda da böylesi bir ihtimalin geçerli aDileceğini tecviz etmiş olurduk. Ayrıca bu, Cenâb-ı Hakk'ın "Ey peygamber. Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan, elçiliğini tebliğ etmiş olmazsın. Allah seni insandan koruyacaktır' (Maide,67) buyruğunu da iptal ederdi. Çünkü, vahyi eksiltmekle onu artırmak, ilâvede bulunmak arasında bir fark bulunmamaktadır.
Bütün bu izahlar sayesinde, kısaca bu kıssanın uydurulmuş olduğunu anlamış Dulunuyoruz. Bu mevzuda en ileri derecede söylenebilecek söz şudur: Bir kısım - -'essirler bu hadiseyi zikretmiştir, ancak ne var ki onların sayısı tevatür derecesine aşmamıştır. Haber-i vahid ise, mütevatir olan aklî ve naklîdelillere karşı duramaz.
Böylece "Bunlar yüce kuğulardır" sözü ile ilgili olarak yapılan bu izahlarla, bunun yalan ve uydurma olduğu kesin kes ortaya çıkmış oldu. Yaptığımız bütün bu izahlar, ayetteki "temenni"y\, okuma manasına aldığımızda söz konusu olur. Fakat bunu "düşünme ve kalbin arzusu" manasına tefsir ettiğimizde, mana "Hz. Peygamber (s.a.s), her ne zaman arzu ettiği şeylerden birisini temenni etmeye kalkıssa, şeytan ona bâtıl vesveseler verir ve onu uygun olmayan şeylere davet eder. Derken Allah Teâlâ, şeytanın bu vesvesesini bertaraf edip, peygamberini onun vesvesesine iltifat etmemeye muvaffak kılar" şeklinde olur.Diye bu tefsir ediyor..
Bu hadiseleri oldu diye iddia edenlerin o kadar cok iddiası varki ben bile okumaktan imtina ettim ki,yazacak olsam hiçbir şeyi yazmadan onlara ugraşmam lazım birde onların her iddiasına Fahruddin Er-Râzi Rh. ın cevapları varki cok güzel aslında okunması gereken şeyler.Ama bıtkınlık glemesin diye kısadan alıyorum..Kısacası yapılan onlar beyaz kugulardır şefaatleri umulur kelamı EFENDİMİz e ait olmadıgını tefsirinde beyan etmektedir.Kendi yorumunda olsa olsa mana "Hz. Peygamber (s.a.s), her ne zaman arzu ettiği şeylerden birisini temenni etmeye kalkıssa, şeytan ona bâtıl vesveseler verir ve onu uygun olmayan şeylere davet eder. Derken Allah Teâlâ, şeytanın bu vesvesesini bertaraf edip, peygamberini onun vesvesesine iltifat etmemeye muvaffak kılar" şeklinde olur.Diye bu tefsir etmiştir..
Hak Teâlâ'nın "Kalblerinde bir maraz bulunanlara, yürekleri katılaşmış olanlara" ifadesi ile ilgili şu iki soru sorulabilir.
Birinci soru: Cenâb-ı Hak niçin "kalblerinde bir maraz olanlara bir imtihan vesilesi yapmak için" buyurarak, bunun bu kimselere mahsus olduğunu bildirmiştir?"
Cevab: Çünkü bunlar, küfürlerinden dolayı, bunu durup düşünme ihtiyacı duyarlar. Mü'minler ise, bunu daha önce bilip, inandıkları için, bunu düşünmeye ihtiyaç hissetmezler.
İkinci soru: Kalbin hastalığı ne demektir?
Cevab: Bu, şek ve şüphedir ve bu hastalığa uğramış olanlar, Cenâb-ı Hakk'ın "Onların kalblerinde bir hastalık vardır" (Bakara, 10) ayetinde bahsettiği gibi, münafıklardır. "Kalbieri katılaşmış olanlar" ifadesi ile de, içleri ve dışları İle cahilliklerini sürdüren müşrikler kastedilmiştir.
Hak Teâlâ "Şüphe yok ki o zâlimler, derin bir ayrılık içindedirler" ifadesi ile, o münafık ve müşrikleri kastetmiştir. Onların zâlim, ayrılık içinde bulunma.mücadeleci, düşman ve haktan uzak olmak hususlarında birbirlerine denk olduklarını göstermek için, "Onlar" zamiri yerine açıkça "O zalimler" denilmiştir.
Mü'minler üzerinde bu vesvesenin tesiri ise ayette ayette "Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin, onun muhakkak Rabbinden olan bir gerçek olduğunu bilsinler" ifadesi ile anlatılmıştır. Buradaki "onun" zamirinin neyi gösterdiği hususunda şu üç izah yapılmıştır.
Bir not:Peygamber'lere ALLAH cc zelleyi yanılma ve şaşırmayı verdiki onları ilahlar edinmesinler o vasıf şaşmaz ve yanılmaz vasfı sadece kendine özgü olmasını diledigi için bütün kullarına verdi şaşırmayı yanılmayı....
Elmalılı Tefsir'ine göre
53.Her şeyi hakkıyla bilen o olduğu gibi, şeytanın karıştırdığını da bilir. Yine her yaptığını hikmetle yaptığı gibi peygamberler de bile temenniyi şeytanın karıştırmasıyla bağlantılı kılması, sonra o şüpheleri giderip âyetlerini muhkemleştirmesi de hikmetledir. Şöyleki: Bunlar Şeytanın karıştırdığı şüpheleri kalplerinde hastalık bulunanlarla kalpleri kaskatı kesilmiş bulunanlara bir mihnet ve bir azab vesilesi yapmak içindir. Çünkü bunlar hep kuruntulara kapılır ve temenniler peşinde dolaşırlar . Gerçekten o zalimler haktan uzak, derin bir ayrılık içindedir." Araları o kadar açıktır ki, birleşip uzlaşmayı kabul etmez. Her biri başka bir kuruntu ile haktan uzaklaşmış şiddetli bir düşmanlık ve tam bir ayrılık içindedirler.
54.Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar şunu iyi bilsinler ki o Rabbinden gelen bir gerçektir. Kur'ân veya o şeytanın karıştırdığı şeyi giderip, âyetleri tahkîm etmek Rabbin tarafından indirilmiştir. Yani Peygamber bir arzu ve temenniyi takip ettiği zaman şeytanın bir şeyler karıştırmasına imkan verilmeseydi veya o karıştırılan şey giderilip da Allah'ın âyetleri muhkemleştirilmeseydi, vahiy ile temenni'nin farkı olmazdı. O vakit ilim sahipleri de Kur'ân'ın ve dolayısıyla da peygamberliğin Allah tarafından gelen bir gerçek olduğunu bilemezlerdi. Fakat Allah'ın hikmetiyle öyle yapıldı, Ta ki ilim sahipleri bilsinler de ona, o Kur'ân'a veya âyetleri tahkim işine iman etsinler Böylece kalpleri ona bağlanıp saygı duysun ve şüphesiz Allah iman edenleri doğru yola eriştirir..
Muhammed gazali tefsir'ine göre
Şayet insan ve cin şeytanları o putları ele geçirip savunmasalardı, o putperestler belki de Müslüman olacaklardı. "Böylece biz, insan ve cin şeytanlarını düşman kıl-dık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar..." (En'âm, 6/112) En'âm Sûresi'nde, insanları saptırarak yoldan çıkaran "yaldızlı!süslü söz", bu sûrede şeytanın ilkasıldikte etmesi olarak İsimlendiriliyor;
"Biz, senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulun¬duğunda, şeytan onun dileğine ille de {beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini sağ¬lam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir ve hüküm ve hikmet sahibidir." (Hac, 22/52)
Şeytanın vesvesesi, bazen hakikate karşı bir isyan ve ayaklanma, bazen de bâtılı savunanlara karşı hiçbir tepki göstermeme ve çaba harcamama şeklinde olabilir. Zira bizler, nice yalancıların dağları sarsacak derecedeki yalanlarını ve iftiracıların boş sözlerini dinledik. Fakat Allah Teâlâ onların tüm hilelerini başlarına geçirerek ve ya¬lanlarını ortaya çıkararak, bu mücâdeleden hakkın, hiç bir yara almadan sapasağlam çıkmasını sağlamıştır.
Allah'ın risâletleri hususunda şeytanın bir başka vesvesesi de, toplumun önde ge¬len liderlerinden veya geniş halk yığınlarından gelen bid'at, hurafe ve arzuların, bu ilâhî risâletlere eklemlenmesi suretiyle olabilir. Bu da, dinin hakikatini bozar, bir kıs¬mını diğerinden ayırır ve din hakkında kötü düşünceler oluşturur.
Fakat şu iyi bilinmelidir ki, hangi şartlar altında olursa olsun, şeytanın bu tür ves¬veseleri, patlamaya hazır bombalar gibidir ve en ufak bir darbede patlar. Sonuçta hak, saf, temiz ve berrak olarak kalır. Hakkın taraftarları ise, ellerinde apaçık emir ve ya¬saklar olduğu halde hayatlarını sürdürürler.
Biz burada "Garanik Aldatmacasını anlatacak değiliz, çünkü bu hâdise sadece câhil, ahmak, aptal ve kalın kafalıların kandırılabileceği kocaman bir yalandır. Allah izin verirse biz bunu Necm Sûresi'ne ulaştığımızda anlatacağız.
Allah (c.c.)'ın yoluna davetin güzelliği ve cihadın doğruluğunu ortaya koyan hu¬suslardan birisi de, davet ettiğimiz ve yolunda cihad ettiğimiz zâtin', kadrini ve yüce¬liğini bilmektir. Allah (c.c.)'ın kelimesinin yücelmesi İçin çaba sarf eden bir kişi, dün¬ya arzulan ve yaşam kaprisleri için gayret gösteren kişiden elbette ki farklı olacaktır. İşte bu sebeple Allah (c.c), elçisini tebliğ yolunda yürümeye teşvik ediyor...
Tefhimu'l-KUR'AN Mevdudi tefsir'ine göre
Şeytanın (bu tür) katıp-bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Hiç şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler
54- (Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kur'an'ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın. Hiç şüphe yok Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltip-iletmektedir.(
Temenna kelimesi Arapça'da hem "arzu" hem de "bir şey okumak" anlamına gelir.
98. Eğer birinci anlam alınırsa ayet: "Şeytan onun arzusunu yerine getirmesini engellediği" anlamına gelir. Eğer ikinci anlam alınırsa şu anlama gelir: "Peygamber ayetleri okuduğu sırada, şeytan insanların kafasında onların doğruluğu ve anlamı hakkında şüpheler yapar."
99. Eğer birinci anlam kabul edilirse: "Allah nebisinin arzusunu yerine getirir ve şeytanın engellerine rağmen onun görevini başarılı kılar. Peygamber'e (s.a) yaptığı va'dleri yerine getirerek vahiylerinin doğruluğunu teyid eder." İkinci anlam kabul edilirse: "Allah, şeytanın insanların kafalarında yaptığı şüphe ve itirazları siler ve inen vahiylerle ilgili meydana gelen karmaşıklıkları ortadan kaldırır."
100."Allah bilendir" ve şeytanın kurduğu tuzaklardan ve onların etkilerinden haberdardır. "Hikmet sahibi" olduğu için de şeytanın tüm tuzaklarını bozar.
101. Yani, "Allah hem salih, hem de günahkar insanları sınamak için, şeytanın böyle tuzaklar kurmasına izin verir." Çarpık bir kafa yapısına sahip olanlar bunlardan yanlış sonuçlara varmışlar ve doğru yoldan sapmışlardır] Oysa İlim sahibi olupta, doğru düşünebilenler tüm bunların şeytanın aldatmaları olduğunu ve Peygamber'in mesajının Hakk'a dayandığını anlayıp kabul ederler. Onlar şeytanın bu denli çok uğraşıp karşı çıkmasının bile O'nun Hakk olduğunun bir delili olduğu sonucuna varırlar. Bu bölümün (52-54. ayetler) ciddiyetini kavramak çok önemlidir, çünkü bu konuda bir çok yanlış anlamalar meydana gelmiştir..
Kurtubi Tefsir'ine göre
Ali b. Ebi Talha´dan, o İbn Abbas´tan yüce Allah´ın: "Okumak istediği za¬man... mutlaka" buyruğu; ancak konuştuğu zaman şeytan onun konuşma¬sına bir şey katmak istemiştir; yani onun konuşmaları arasına bîr şeyler so¬kuşturmaya çalışmıştır, diye açıklamıştır.
"O şeytanın katacağını Allah iptal eder." (İbn Abbas) dedi ki: Allah, şey¬tanın kattığını, bıraktığını iptal eder, boşa çıkartır.
en-Nehhâs dedi ki: Bu açıklama âyet-i kerîme hakkında yapılmış açıkla¬maların en üstünü ve en değerlisidir.
Derim ki: Yüce Allah´ın: "Tâ ki şeytanın koyacağı şeyi... Allah bir fitne (imtihan sebebi) kılsın" âyeti (bunun) içinden geçirdiği şeyler hakkında oldu¬ğuna dair yorumlan reddetmektedir. İbn Attyye de şöyle demektedir: Şeyta¬nın telkinlerinin işitilen lafızlar olduğu hususunda bir görüş ayrılığı yoktur. Fitne bundan dolayı söz konusu olmuştur. Doğrusunu en iyi bilen Allah´tır.Diye ilk bölümü tefsir etmiştir...
53. Tâ ki şeytanın koyacağı şeyi kalplerinde hastalık bulunan ve kalbkri gayet katı olanlar için Allah bir fitne (sebebi) kılsın. Mu¬hakkak zalimler uzak bir ayrılık içindedirler.
es-Sa´lebî der ki: Âyet-i kerîmede peygamberlerin şeytanın vesvesesi ile yanılmalarının, unutmalarının ve şaşırmalarının caiz olduğuna yahut ta şaşı¬racak kadar kalplerinin meşgul olabileceğine delil vardır. Daha sonra pey¬gamber uyarılır, dikkati çekilir ve doğru olana döner. îşte yüce Allah´ın: "O şeytanın katacağını Allah iptal eder. Sonra Allah kendi âyetlerini sapasağ¬lam yerleştirir" (Hacc 22152) buyruğunun anlamı budur. Ancak peygambe¬rin şaşırması bizden herhangi birimizin şaşırması gibidir. Asılsız rivayetleri nakledenlerin rivayetlerinde ona izafe olunan: İşte bunlar o yüksek putlar¬dır, gibi ifadeler ise Peygamber (sav)a uydurulmuş bir yalandır. Çünkü bu ifa¬delerde putların ta´zim edilmesi söz konusudur. Peygamberler hakkında ise bu caiz değildir. Nitekim Kur´ân-ı Kerîm´in bir bölümünü okuyup, daha sonra da bir şiir okuyarak: Ben şaşırdım ve bunu Kur´ân zannettim, deme¬sinin caiz olmadığı gibi.
İmam Kurtubiye görede EFENDİMİZ in onlar beyaz kuğular şefaatleri umulur demesi yani şeytan ın aklına girip veya başka bi deyimle uykulu ve yanılgılı bihalinde ona vesvese ile söyletti kelimesini sadece EFENDİMİZ e isnad edilmiş bi yalan kabul eder.Vesvesenin imtihan için şeytan ın insanların akıllarına kazıdıgı bi evham,kuruntu oldugu görüşündedir.Bunu direk insana nufus ettigini beyan eder.EFENDİMİZ için bu söz konusu degildir beyanını yapar.
54. Ve tâ ki kendilerine ilim verilenler, bunun Rabbinden gelen hak olduğunu bilip ona iman etsinler ve onunla kalbleri rahat ve hu¬zur bulsun. Muhakkak Allah iman edenleri dosdoğru yola ileten¬dir.
''Said nursi Hz den İlme dair güzel bir örnek''
İlimde iz'an-ı kalb (Basiretli Anlayışlı. Teslim olan itaat eden. * Anlayan. . İnanan. İdrak, eden Bilen bir kalp demektir.)
olmazsa, o kalp cahildir. İltizam(gerekli görmek) başka, itikad (İnanmak gönülden tasdik etmek) başkadır. Bilmek luzumlu olanı almak luzumsuz olanı bırakmaktır. Bilmemekse herşeyden beri olmaktır... ” Mektubat
Abdulvahit Metin Belagat Tefsir'ine göre
"Biz senden önce hiçbir rasul veya nebi göndermedik ki..." ayetindeki "er-sdnâ" ve "rasul" kelimeleri arasında cinaslı iştikak sanatı yapılmıştır.
"Allah şüpheleri derhal giderir." ve "Allah kendi ayetlerini muhkem kılar." ifadeleri arasında tezat sanatı vardır.
"Şüphesiz zalimler" ifadesinde zamir yerine zahir isim kullanılmıştır. As-lolan "ve innez-zalimîn" yerine "ve innehüm" denilmesidir. Bu ifade kâfirlerin zulüm ve düşmanlık yaptıklarına hüküm vermektedir.
"Yahut kendilerine kısır bir günün azabı gelinceye kadar..." ayetindeki "al:îm=kısır" kelimesinde istiare yapılmıştır. Kendisinden sonra hiçbir gündüz veya gecenin bulunmadığı kıyamet günü zamanının sona ermesi sebebiyle gün¬düzlerin peşinden gelen, böylece gecelerin evlâdı mertebesinde bulunan dünya günlerinin aksine gece doğurmayan gün olduğundan evlât doğurmayan kısır bir kadına benzetilmiştir
Tefsir'ül Münir'e göre
Şeytanın ortaya attığı sözlerin duyulan lafızlar olup bu sebeple fitnenin meydana geldiği hususunda hiçbir ihtilâf yoktur. Ancak alimler bu şeytanın or¬taya atış şekli hususunda ihtilâf etmişlerdir. Fakat kesin olan husus Peygam¬berimiz (s.a.), kendisinin masum olduğuna delâlet eden önceki ayetlerin delale¬tiyle amel edilerek, kendisinin hevasından konuşmayacağından hareketle, şey¬tanın ortaya attığı sözlerde ona uymadı. Nitekim şeytanın vesvese ile söylediği sözler onun lisanıyla tekrar edilmemiştir.
Bu ayetlerin en güzel te'vili Kurtubî'nin ifade ettiği gibi: Peygamberimiz Ista.) Rabbinin emrettiği şekliyle Kur'an'ı tertil üzere okuyor, kıraati esnasında -güvenilir ravilerin kendisinden rivayet ettikleri gibi- ayetlerin arasını ayırı-yordu. Böylece şeytanın bu sekteleri gözetmesi ve buraya uydurduğu bazı kelimeleri Peygamberimiz'in (s.a.) nağmesini taklit ederek sokması mümkün oluyordu. Böylece ona yakın olan kâfirler bunu işitiyor, bunu Peygamberimiz'in (s.a.) sözünden zannedip bu durumu yayıyorlardı. Bu sureyi daha önce Allah'ın indirdiği şekilde ezberledikleri için ve Peygamberimiz'in (r.a.) putları kötüle¬mek ve ayıplamak hususundaki durumunu gayet iyi bildikleri için bu durum Müslümanlar yanında bir kusur sayılmıyordu.
Buna göre ayetin manası: "Ya Muhammedi Biz senden önce hiçbir rasul veya nebi göndermedik ki, o Allah kelâmını okuduğu zaman şeytan onun kıra¬atine ve tilâvetine bazı sözler ve batıl vesveseler atmasın." şeklindedir. "Hiçbir rasul veya nebi" ifadesi "rasul" ve "nebi'nin birbirlerinden ayrı olduğuna delildir. Aralarındaki fark Keşşaf müellifinin dediği gibi rasul nebilerden olup mucize ile birlikte kendisine kitap indirilen kimsedir. Nebi ise rasulden ayrı olup kendisine kitap indirilmeyen, ancak insanları kendinden önceki Peygam¬berin şeriatına davet etmekle emrolunan kimsedir, (bk. Kelime ve ibareler)
"Fakat Allah şeytanın verdiği şüpheleri derhal giderir. Sonra Allah kendi ayetlerini muhkem kılar." Yani Allah şeytanın verdiği vesveseleri ve bazı kâfir¬lerin sarıldıkları hurafeleri ortadan kaldırır. Sonra ayetlerini muhkem, sağlam ve sabit kılar. Karalama, bozma, ilâve etme ve eksikliği kabul etmez.
Bu durum, bugün bazı papazların İslam prensipleri ve esasları içerisine bazı yalan ve şüpheleri sokma, gerçekleri ters yüz etme, olayları değiştirme ve bazı ayetleri sahih olmayan bir şekilde te'vil etme teşebbüslerine benzemekte¬dir. Sonra bu çirkin gayretler dağılacak, bu iftiralar güvenilir müslüman alim¬ler ve başkaları vasıtasıyla çürütülecek ve bu okul kitapları ve bildirilerdeki yabancı ve sokma fikirler karanlığa gömülecektir.
"Allah her şeyi en iyi bilendir, sonsuz hikmet sahibidir." Yani Allah her şe¬yi, peygamberine vahyettiği hususları, meydana gelecek iş ve olayları gayet iyi bilir. Ona hiçbir şey gizli kalmaz. O takdirinde, yaratmasında, emrinde ve fiil¬lerinde hikmet sahibidir. Tam hikmet, sonsuz hüccet O'nundur. İftira edeni ifti-rasıyla cezalandırır. Hak müminler için açık seçik ortaya çıkar. Münafıkların gönüllerindeki karanlık dağılır.
İşte Allah'ın iki gurubun durumu hakkında açıkladığı gerçek de budur:
1- "Böylece Allah şeytanın ortaya attığı şüpheleri kalplerinde hastalık bu¬lunanlar ve kalpleri katılaşanlar için bir imtihan vesilesi kılar." Yani şeytanın verdiği vesveseleri kalplerinde şüphe, şirk, küfür ve nifak bulunan münafıklar için ayrıca şeytan bazı kelimeleri ortaya atınca sevinen ve bunun şeytandan ol¬duğu halde Allah tarafından gelen sahih ayetler olduğuna inanan müşrikler ve katı kalpli inatçı Yahudiler için imtihan ve deneme vesilesi kılar.
"Şüphesiz zalimler derin bir muhalefet içindedirler." Yani o kendi nefisleri¬ne zulmeden münafık ve kâfirler, haktan ve doğrudan uzak, isyan ve Allah Te-alâ ve Rasulüne karşı muhalefet içindedirler.
2- "Ayrıca kendilerine ilim verilenler de bunun (Kur an m) Rabbin tarafından gelen bir hak olduğunu bilip ona iman etsinler ve gönülden bağlansınlar." Yani hakkı batıldan ayırd edebilecek faydalı ilme sahip olan, Allah ve Rasulü-ne iman edenler sana vahyettiğimiz kitabın Rabbinin ilmiyle ve himayesiyle indirdiği ve onu başka şeylerin karışmasından koruduğunu, Rabbinden gelen doğru, değişmez, hak kitap olduğunu bilsinler. Böylece onu tasdik etsinler, ona boyun eğsinler, kalpleri ona bağlansın, gönülleri onunla ürpersin, onun ahkâ¬mı, adabı ve şeriatıyla amel etsinler.
Savfetü't Tefasir'e göre
Allah, şeytanın vereceği o vesvese ve şüpheleri, kalplerinde kuşku ve tereddüt bu¬lunan münafıklar ile Allah'ın zikrine kalpleri yumuşumayan kafirler için fitne kılmak maksadıyle böyle yapar. Kalpleri katı olanlar Ebu Cehil, Nadr ve Utbe gibi, Kureyş'in ileri gelen kibirli kâfirlerdir. Anlatılan o münafık ve müşrikler, kesinlikle Allah ve Rasulünün şiddetli düşmanlarıdır. Kâfirler, son derece sapıklık içinde ve hayırdan uzak bulun¬dukları için, âyette, "düşmanlık" kelimesi, "uzak" kelimesiyle ni¬telenmiştir.
Bir de ilim sahipleri, Kur'ân'ın Allah katından inmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona iman etsinler. Kalplerinde hastalık bulunanların aksine, kalpleri ima¬na boyun eğip itaat etsin. Şüphesiz Allah müminleri doğru yola ileten ve onları sapıklık ve helakten kurtarandır..
Şifa Tefsir'İne göre
Kendilerine ilim verilenler onun Rabbinden bir gerçek oldu¬ğunu bilmeleri, ona iman etmeleri ve kalbleri ona ısınması için (Allah onu şeytanın vesvesesinden korur) Şüphesiz Allah iman edenleri doğru yola iletir.
Kalbleri katılaşmış ve kalblerinde hastalık olan insanları imtihan için Allah(cc), onların kalblerine, şeytana vesvese verme fırsatını verir.
Mü'minle kâfiri ortaya çıkarmak için Allah(cc) şeytana vesvese verme imkanını vermiştir. "Herşeyin yaratıcısı Allah'dır" âyetinde ifade edildiği gibi, onun vesvesesini de Rabbim yaratır.
O Mü'minler, Allah'tan gelen hakka iman ederler. Kalbleri de Allah'tan korkar. Allah(cc) iman edenleri dosdoğru yola hidâyet eder. İslam yolunda olmamızın ilk müsebbibi Allah (cc)'dır. Bu Rabbimızin Mü'minlere olan bir lütf-û keremidir. Aynı göze ve uzuvlara sahip bir imansız bunu başaramıyor....
El Veciz Tefsir'ine göre
” Yarattığı şeyleri sağlam yapar. Sonra Allahu teala bunun bir kısım insanları fitneye düşüreceğini zikreder.
53- “Şeytanın attıklarını fitne kılmak için”
Onları saptırmak için “Kalplerinde hastalık olanları” Nifak ehlinden kimseleri “Ve kalpleri katı olanları” Müşrikleri “Zulmedenler” Kafirler“Uzak bir ayrılıktadırlar” Peygamber ve mü'minlerle uzun bir ihtilaf içindedirler.
54- “İlim verilenlerin bilmesi için”
Tevhid ve Kur’an verilenler. “Onun hak olduğunu”
Yani Allah’ın Kur’an ayetlerinden sağlamlaştırdıklarının hak olduğunu
“Böylece kalpleri ona içten inanır” Huşu ve saygı duyar, ürperir.
Celal Yıldırım Tefsir'ine göre
Senden önce ne kadar bir Resul ve bir Nebî gönderdikse, O bir arzu ve temenni¬de bulunduğunda şeytan mutlaka Onun temennisine bir vesvese atmış (arzusunu karıştırmıştır..»
İniş Sebebi
Bu âyetlerin iniş sebebi hakkında klasik tefsîrlerin çoğunun naklet¬tiği kıssanın sahih hiçbir yanı yoktur. «Garaniku'l-Ulâ» sözünün Peygam¬ber (A.S.) Efendimiz tarafından Necm sûresinin «efere'eytüm..» âyetinden sonra okunduğu tamamen asılsız ve dayanaksızdır. Zira Peygamberler ge¬rek ilâhı vahyi alırlarken, gerekse aldıklarını teblîğ ederlerken hatâ yapmazlar ve hepsi de emrolundukları şeyleri kusursuz şekilde Allah'ın kullarına duyurmaya çalışırlar.
Nitekim hadîs münekkidleri bu konuyla ilgili rivayetlerin hemen hep¬sinde ıstırap, senetlerinde inkıta' bulunduğunu belirterek gereken tesbit-leri yapmışlardır.
Şeytan, bilindiği gibi, yalın ateşten veya ışından yaratılmıştır. Onda da nefis vardır. O bakımdan hem iyilik, hem de kötülük işlemeye müsa-^ ittir. Ne var ki, o iyiliğe meyletmeyip kötülükte bulunmayı tercih etmiş ve o yüzden ilâhî emre karşı gelerek O'nun rahmetinden kovuimuştur. Kıya¬mete kadar da kendisine mühlet verilmiş ve böylece insanlara karşı olan kin ve düşmanlığını tatmin edebilmek için onların kalp ve kafalarına şüp¬he sinyalleri göndermeyi kendine bir bakıma vazife saymış veya vecibe kabul etmiştir.
Şeytan hılkatındaki özelliği gereği, maddî hiçbir engel tanımaz; her yere girip çıkabilir. Ancak Allah'a dosdoğru imân edip O'na güvenip da¬yanan bir kalbe giremez; bir esinti verse bile, Allah'ın izniyle imân kud¬reti onu tesirsiz kılıp geri çevirir. Peygamberlerde ise imanın bu kudreti çok daha belirgin ve çok daha tesirlidir.
Zira Peygamberlerin gerek ruhî yapıları, gerekse imân ve irfanları en yüksek derecededir. Cenâb-ı Hakk'ın emirlerini telakki ederlerken bütün dikkatleri, kalbî hizmetleri, ruhî yönelişleri vahiy üzerinde toplanır da dış âlemleriyle ilgileri kesilir. Şeytan o arada vahyin iyi kavranmasına engel olmak; peygamberin bu husustaki arzusunda bir başkalık doğurmak için
uzaktan faaliyete geçer; durmadan sinyaller gönderir. Ama Allah'ın pey¬gamberlere olan inayeti, gelen sinyalleri, diğer bir deyimle esintileri gide¬rip tesirsiz bırakır. O bakımdan peygamberler korunmuştuk düzeyinde inen vahyi aynen telakki edip kalp ve hafızalarına nakşederler de en kü¬çük bir hataya mahal bırakmazlar.
Kalplerinde inkâr ve şüphe hastalığı bulunanlara gelince : Onlar fü-yuzat-i İlâhiyeden mahrum kalıp kalp katılığına uğramışlar ise, Allah'ın emirlerini Allah Kelâmı'ndan aimak isterlerken, şeytan onların kalbinde müsait bir ortam bulacağı için, peşpeşe vesvese sinyalleri verip şüphe fır¬tınasını hızlandırır ve böylece mevcut hastalık biraz daha artar da onlar çok çetin bir sınavı kaybetmiş olurlar. Böyleleri cidden kendilerine hak¬sızlık etmiş sayılırlar. O sebeple de Hak'tan uzak bir sapıklık içinde bo¬calayıp bir ömür tüketirler
Kendilerine İlim Verilenler
«ve bir de kendilerine ilim verilenlerin, onun (Kur'ân'ın) senin Rabfaından hak ola¬rak (indirildiğini) bilmeleri ve böylece ona inanıp da saygı duyarak bağ¬lanmaları içindir.,»
Gerek kendilerine ledünnî (fizikötesinden) ilim verilenler, gerekse ilâ¬hî ilimleri Allah için tahsil edenler, ilmi sağlam imânla birleştirip bütünleş¬tirirler. O bakımdan Kur'ân'a eğildikleri zaman şeytanın vesvese gönder¬mesi, onların Kitabullah'a olan saygısını artırmaktan başka olumsuz bir tesir meydana getiremez. Öyle ki, ilim adamlarının hak olan tezleri, anti¬tezin şiddeti nisbetinde kuvvetlenir ve onların irfanlarını artırır. Allah da bu derecede imân ve irfana sahip olan mü'minleri doğru yola iletir ve o yolda yürümelerini devam ettirir.
Böylece Kur'ân ilme ve ilim adamına gereken payeyi vermekte ve her iki âlemde de başarılı olmanın, sağlam imânla birleşip bütünleşen ilim ve irfanla gerçekleşebileceğini vurgulamaktadır. Bundan da anlaşılıyor ki, Kur'ân ve İslâm ilimle ikiz kardeşlerdir; onları birbirinden ayırmak, bütün¬lüklerini bozmak demektir. '
İnkarcı sapıkların ise, Kur'ân'a dosdoğru inanmaları pek beklenemez. Zira beyinleri yıkanıp idrâkleri dumura uğrayınca ve hakkı reddetme hu¬susunda şartlanınca, ortaya ön yargı çıkmış olur. Bu çizgide bulunduklan sürece, kendilerini değiştirmek veya hakka yönlendirmek çok zordur. Allah'ın hidâyet nasip ettiği kimseler müstesna
Et Tefsir'ül Hadis'e göre
Gördüğümüz kadarıyla aşağıdaki hususlar dikte ediliyor:
1) Peygamberimizden Önce Aliah tarafından görevlendirilmiş hiç bir resul ve nebi yoktur ki bir şey arzulamasın ve şeytan onun arzusunun gerçekleşmesine giden yola di¬kilmesin.
2) Ama yüce Allah, Rasulünü veya Nebisini destekler ayetlerini sağlamlaştırır, şey¬tanın hile ve desiselerini etkisiz hale getirir.
3) Şeytan ancak kalplerinde hastalık bulunanlar, kalpleri duyarlılığını yitirmiş olan¬ları kandırabilir. Şeytanın bu tür insanların içine attığı düşünceler, onlar açısından bir tür sınama aracıdır, onlar da şeytanın telkinlerini içtenlikle kabul ederler. Bunun nedeni ka¬rakterlerinin bozuk ve kalplerinin hastalıklı olmasıdır. Bu tür zalimlerin hakka karşı amansız bir muhalefet yürütmeleri, inatla karşı çıkmaları geleneksel bir tutumdur.
4) Kendilerine ilim ve anlayış verilenlerse, Rasulün ve Nebinin sunduğu sağlamlaş¬tırılmış ayetlerin Rablerinden gelen gerçeğin kendisi olduğunu kavrarlar. Hak içerikli ilahi mesaja inanır, onu kılavuz edinirler. Kalpleri derin bir saygı duygusu ile ürperir.
5) Yüce Allah, dosdoğru yoluna ancak çağrısına olumlu karşılık veren mü'minleri iletir. Onların bu tutumları kuşku yok ki yüce Allah'ın kendilerine bahşettiği bilgi ve anlayışın bir sonucudur. Çünkü onlar özü itibariyle iyi niyetli, samimi ve sağlam yürekli kimselerdir. Kafirler ve müzmin muhalifler geleneksel kuşkulan, kararsızlıkları, bundan doğan bunalımları içinde kıyametin ya da ecellerinin gelip çatmasına ya da Allah'ın azabının gelip çatmasına kadar bocalayıp dururlar. Bu öyle bir gündür ki bir benzeri, sonrası olmayacaktır. Dehşeti benzersizdir, görülmemiş türdendir. Vaadedilen gün gelip çatınca onlara yeni bir fırsat da tanınmayacaktır.
6) O gün hüküm, iktidar ve yargı Allah'ın tekelindedir. İnsanlar arasında son hük¬münü verir: İnanıp salih (yapıcı) ameller işleyenleri nimet cennetlerine yerleştirir. İnkar edip Allah'ın ayetlerini alaya alanlar içinse, onur kinci bir azap ön görür...
Birçok tefsir bilginin de vurguladığı gibi bu rivayetlerin ravi zinciri son derece za¬yıftır. Kaldı ki, rivayetlerin konusu da zayıftır, dayanaksızdır. Bir kere risaletinin temel esprisini, şirke ve düzmece ilahlara savaş açma şeklinde formüle eden bir peygamberin böyle bir söz söylemesi, böyle bir şeyi yapması mümkün değildir. Ona inen Kur'an, yo¬ğun olarak şirk ve Allah'a ortak koşulan düzmece ilahlar konusu üzerinde durur ve bu¬nun mesnetsizliğini vurgulamaya yönelik son derece etkili, kesin vurgulu ifadeler kulla¬nır. Bu olay, peygamberliğin masumiyeti ile de çelişir..
Dipnot:Bu tefsirde garanik olayı daha detaylı anlatılıyor ama uzun olduğu için yer verilmedi..Ancak şunu diyeyim garanik olayını verilen bazı hadis'leri zayıf diyerek ve yukardaki kısa açıklama ile red etmektedir..
|