Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-02-2007, 20:41  #7
Avatar Yok
ihvan_enes ihvan_enes isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik numarası: 23559
Araçlar:
Üyelik Tarihi: 13.01.07
Mesajlar: 20
Konular: 3
Teşekkür Sayısı: 0
1 konusuna 3 kez teşekkür edildi.

HÜVELLEZİ ENZELE ALEYKEL KİTABE MİNHÜ EYATÜM MÜHKEMETÜ HÜNNE ÜMMÜL KİTABİ VE ÜHARU MÜTEŞABİHAT**FE EMMELLEZİNE Fİ GULUBİHİM ZEYĞUN FE YETTEBİUNE MA TEŞEBAHE MİN HÜB TİĞA EL FİTNETİ VETİĞA E TE-VİLİHİ VEMA YE' MELÜ TE-VİLEHÜ İLALLAH**VERRASİHUNE FİL İLMİ YEGULÜNE EMENNA BİHİ KÜLLİ MİN İNDİ RABBİNA VEMA YEZZEKKERU ÜLİL ELBEB....


Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar..ali imran 7



Muhkem (anlamı açık ve kesin) ayetler Müteşabih Ayetler.Manası acık olmayan demek ...İlmin mevzusu gecen yerler tefsir edilecek Muhkem ve Müteşabih ayetlerden kısadan bahs edilecek.tefsir edilmiycek mevzu İlim mevzusu...




Taberi tefsiri'ine göre



Bu âyetler, vaad tehdit, sevap, ceza, helal, haram, öğüt ve ibretleri açık bir şekilde anlatmaktadır. Buâyetler, dinin temeli olan kitabın esasıdır. Bunlar, farzları, cezaları, hükümleri ve bütün zaruri olan husustan kapsamaktadır. Kur'anın diğer bir kısım âyetleri de müteşabihtir, anlaşılması güçtür. Kelimeleri birbirine benzemekte fakat mânâları değişiktir. Kalblerinde haktan ayrılma, doğrudan sapma eğilimi bulu¬nanlar bu müteşabih âyetlere uyarlar. Bunların gayesi karışıklık meydana getir¬mek, fitne çıkannak ve Allanın, muhkem âyetlerle açıkladığı doğru izahı bıra¬kıp âyetleri, kendi arzu ve istelerine göre yorumlamaktır.Nitekim günümüzde Yaşar Nuri Öztürk,Süleyman Ateş,Zekeriya Beyaz,gibi Zalimler bunu yapmaktadır. Halbuki bu müteşabih âyetlerin mânâlarını yalnızca Allah bilir. İlimde ileri gitmiş olan sağlam bilgili âlimler ise şöyle derler: "Biz, müteşabih âyetlerin izahını bilmesek te muhkem ve müteşabih olan bütün âyetlerin rabbimiz katından geldiğine kesinlikle iman ederiz." Allanın kitabındaki müteşabih âyetler hakkında herhangi bir şey söyle¬mekten çekinen ve bunlardan öğüt alanlar ancak akıl sahibi olan kimseledir.Evet ALLAH in diledigi kadarını biliriz,gerisini bilmeyiz manasında söylenmiştir.İlim ehli olmıyan ın bırakın müteşabihatları mühkemleri namaz'ın farz vacip'lerini bilseler öpüp başımıza koyarız İlim her alanda gerekli..




İbni Kesir Tefsir'ine göre



İşte bu, Rabbimız olan Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. Böyleyken siz nasıl olup ta (haktan) .döndürülüyorsunuz?» (Zümer, 6) 7 — Sana kitabı indiren O'dur. O'nun bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşâbihl erdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve te'vîle yeltenmek için müteşâbih olanlara uyarlar. Halbuki onun gerçek te'vîlini,(tev'il döndürmek çevirmek) ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: vBiz ona inandık, hepsi Rabbımızm katındandır, derler. Ancak akıl sahipleri düşünebilirler.Pek farklı yorum yapmamıştır.Taberi Tefsiri gibidir..





Kurtubi Tefsir'ine göre




İbn Fûrek, ilimde derinleşmiş olanların te´vili bileceği görüşünü tercih eder ve bu hususta uzun uzun açıklamalarda bulunurdu. Hz. Peygamber´in İbn Abbas´a: "Allah´ım! Onu dinde fakih kıl ve ona tevili öğret"[42] şeklinde¬ki sözünde bu hususa dair açıklama vardır. Bu Kitabının manalarını ona öğ¬ret anlamındadır. Buna göre yüce Allah´ın: "İlimde de¬rinleşmiş olanlar" buyruğu üzerinde vakıf yapmak ile ilgili olarak hocamız Ebu´l-Abbas, Ahmed b. Ömer: Doğrusu da budur demiştir. Çünkü onların "ilimde derinleşmiş olanlar" diye adlandırılmaları Arap dilini anlayan her¬kesin bilmekte müsavi olduğu muhkemden daha fazlasını bilmelerini gerek¬tirmektedir. Eğer onlar herkesin bildiğinden başka birşey bilmiyor iseler on¬ların derinlikleri nerede kalır?Burda bi diger görüşte tevazu ehli olduklarından bilmeyiz derler manasına zikir edilmiştir. Fakat müteşâbih de türlü türlüdür. Kimisi hiçbir şekilde bilinemez. Ruhun durumu, Allah Teala´nın gaybın bilgisini yal¬nızca kendisine ayırdığı Kıyamet saatinin kopması gibi. Bu gibi şeylerin bil¬gisi İbn Abbas´a da başkasına da verilmemiştir.



Evet bazı ilimler bilinmesede ki yukarda zikir edilmiştir o türler.Ama genel mana itibariyle (ilminde derileşmiş)olanlar digerlerine göre tabiki çok çok fazla bilmektedir..



Önemli Dipnot... Evvela şunu zikeredelim burda ilmin degerini anlatan ayet oldugu gibi ilmini bozuk yolda sapıtmak maksatlı anlatan münafıklarada göndermeler vardır.Hatta münafıktan öte İlmiyle müminleri kandıranlar.Onları yoldan cıkarmak istiyen leride cehennem azabını tehdit olarak sunan ayetler vardır.Şimdilerde milleti kandırmak için yola çıkan bu siyonist işbirlikçiler.Ayetleri yanlış te'vil edip çevirip insanları kandırmaktadırlar. Bu olaylar daha önceden olmamıştı olmazdıda hz Ömer Halife iken bu müteşabih ve muhkem ayetlerle tevil yapmaya ve kafasına göre yorum yapıp fitne tohumu serpmeye çalışanlara daha ilk anda hiç piyasaya çıkmadan hemen ceza verirdi bakın nasılmış o ceza ..



Şayet maksadı bu değil ise, işlediği bu günah dolayısıyla kınanmayı hak etmiş bir kimse demektir. Çünkü o dönemde Kur´ân-ı Kerîm´in indiriliş maksatlarından ve te´vilin hakikatlerinden tahrif edilmesi yolunda zayıf müslümanları şüpheye düşürmek ve saptırmak maksadını gütmeleri için in¬karcı münafıklara bir yol icad etmiş oluyordu. Bu kabilden olanlara bir ör¬nek. İsmail b. İshak el-Kadî´nin bize naklettiği şu haberdir. İsmail dedi ki: Bi¬ze Süleyman b. Harb bildirdi. Süleyman Hammad b. Zeyd´den, o Yezid b. Hâ-zim´den, o Süleyman b. Yesâr´dan naklettiğine göre; Sabîğ b. İsi Medine´ye geldi. Kur´ân-ı Kerîm´in müteşâbih buyruklarına ve bazı şeylere dair sorular sormaya koyuldu. Ömer (ra) durumdan haberdar olunca arkasından birisi¬ni gönderip huzuruna çağırttı.


Önceden de ona kuru hurma dallarından bir miktar hazırlamış bulunuyor¬du. Huzuruna gelince Hz. Ömer ona: Sen kimsin dedi. O da: Ben Allah´ın ku¬lu Sabîğ´im dedi. Hz. Ömer de: Ben de Allah´ın kulu Ömer´im, dedikten son¬ra elindeki kuru hurma dalını alıp üzerine yürüdü ve kafasını yaraladı. Ka¬nı yüzüne akıncaya kadar vurmaya devam etti. Daha sonra Sabîğ: Bu kada¬rı yeter ey mü´minlerin emiri, dedi. Allah´a yemin ederim, daha önce kafam¬daki rahatsızlıkların hepsi gitmiş bulunuyor.Deniyorki ALLAH kullarını ilimlendirmeye davet ediyor.Bununla beraberde imtihan ediyor.




Evet basit bi ilim için bile senelerce okumak varken KURAN ın emirleri neden senelerce okumaya ve anlamaya layık olmasın?buda bi imtihan ALLAH muvaffak etsin amin..



Belagat tefsiri ..Ve.. Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir,....e göre



"Bunlar Kitab'ın anasıdır" buyruğunda istiare vardır. Burada muhkem ayetlerin asılları anneye benzetilmiştir. Sair ayetler ise ona tabi ve ona bağlı¬dır. Tıpkı çocuğun annesine bağlı olması gibi.



"İlimde derinleşmiş olanlar" buyruğu da bir istiaredir. Dinde belli bir yere sahip olanlar, yerde derine doğru kök salmış ağır şeylere benzetilmiştir.




Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir,....



. Yüce Allah, Kur'an'ın diğer semavî kitaplara üstünlüğünün kemalini göstermek için, Kur'an yerine cins isim olan el-Kitab tabirini kullanmıştır. Sanki, kitap ismini almaya layık olan sadece odur, ve gerçekte öyledir


. Şerif Râdî şöyle der: Bu bir istiaredir. Bundan maksat, bu âyetlerin, kitabın aslı olduğunu ve ondaki bütün özetlerin mânâsını cem etmiş bulunduğunu bildirmektir. Bu âyetler, kitabın anası durumundadır, Sanki Kur'an'ın diğer âyetleri bunlara tabi veya bunlarla alakalıdır. Bu du¬rum, çocuğun annesi ile olan ilgisine ve önemli işlerinde ona sığınmasına benzer..Telhisu'l-beyan 17



Bu da bir 'istiaredir.(herhangi bir varlığa, asıl adını değil de, benzediği başka bir varlığın adını verme sanatına istiare denir.)


Bundan maksat, ilimde derin¬leşmiş kimselerdir. Böyle kimseler, ağır bir şeyin çukur bir yere yerleş -nıesine teşbih edilmiştir.


Bu ifadesinden daha beliğdir.İlim sahiplerinin benzetmelerinden anlaşılıyorki onlar dünya nın kökleridirler..


Savfetü't Tefasir'göre


Ey Muhammedi Sana Kur'an-ı Kerim'i indi¬ren O'dur. Kur'an'ın bazı âyetlerinin delâleti açıktır. Onlarda herhangi bir| kapalılık ve karışıklık yoktur. Helal ve haram âyetleri böyledir. Bu âyetler, Kitab'ın aslı ve esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. İnsanların bir çoğu bunların ne mânâya geldiğini anlıyamazlar.


Müteşâbih âyetleri, muhkem ve mânâsı açık olan âyetler yardımıyle anlamaya çalışan doğruyu bulur. Bunun aksini yapan sapıtır. Bu¬nun içindir ki Yüce Allah şöyle buyurur: Kalplerinde hidâyeti bırakıp dalâlete düşme eğilimi bulunanlar müteşâ¬bih âyetlere uyar ve onları kendi arzularına göre tefsir ederler. * Bunu yapanlar, insanları, dinleri hususunda fitneye düşürmek ve halka, sapık Hıristiyanların yaptığı gibi, Allah'ın kelamını tefsir etmeyi murat ettikleri intibaını vermek için yaparlar.


Nitekim Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.) hakkında, O, Allah'ın Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendisin¬den bir ruhtur,(Nisa süresi) mealindeki âyeti, Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu veya on¬dan bir parça olduğu şeklinde yorumlamış ve bunu iddialarına delil getir¬mişler; Hz, İsa (s.a.)'nın ulûhiyyetini iddia etmiş ve onun Allah'ın kullarından bir kul ve peygamberlerinden bir peygamber olduğuna delâlet eden "O, sadece kendisine nimet verdiğimiz bir kuldur.(Zuhruf süresi) mealindeki muhkem âyeti terketmişlerdir. *


Müteşâbih âyetlerin tefsirini ve ha¬kikî mânâsını, tek olan Allah'tan başka hiç kimse bilmez İlimde derinleşmiş kimseler ise, müteşâbih âyetlere ve bunların Allah katından geldiğine inanırlar ve muhkem ve mü-teşâbihin hepsi hak ve gerçektir. Çünkü Allah kelamıdır, derler. Akl-ı selim sahibi ve münevver kimselerden başkası düşünüp öğüt almaz.





Et-Tefsir'ül hadis




Kitab'ı sana O indirdi. O'nun bazı ayetleri muhkem-dir.

(Muhkemât Ayetlerin mânâsına göre, buradaki muhkemattan maksat, açık hükümler ve değişik yorumlamalara ihtimal vermeyen kesin prensiplerdir.) (ki) Onlar Kitab'm anasıdı (Ümmü'l Kitab Kitabın kaynağı, cevheri ve esası anlamın¬da) Diğerleri de müteşa-bihtir^i. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardı¬ğı sonuca uğramak için onun müteşabih ayetlerinin ardına düşerler.


Oysa onun te'vİlini Allah'tan başka kimse bil¬mez. İlimde ileri gidenler "Ona inandık, hepsi Rabbİmiz katındandır" derler. Sağduyu sahiplerinden başkası düşü¬nüp öğüt almaz




Şifa Tefsir'ine göre


O'dur sana kitabı indiren. Onda kitabın anası olan muhkem (Manası açık ve net) ayetler vardır. Diğerleri de müteşabih (manası bi¬ze göre açık ve net olmayan) lerdir. Kalblerinde eğrilik olanlar fitne aramak ve yorumunu kendilerine göre yapmak için müteşabih ayet¬lere uyarlar. Halbuki onun yorumunu AHah'dan başkası bilmez. İlimde üstün olanlar ise «Biz ona inandık, hepsi Rabbimizin kalın¬dandır» derler. Akıl sahiplerinden başkası iyice düşünmezler.


Bu ayet müfessirler arasında üzerinde çok konuşulan bir ayettir. Muhkem nedir? Müteşabih nedir? Müteşabih ayetleri ilimde derinleşenler bilebilir mi bilemez mi? gibi sorulara cevap aramışlar.


Bu cevaplar doğrultusunda doğru yolu bulmuşlar veya sapıtmışlar.Sahabe, tabiin ve mezhep imamları müteşabih ayetlerin manasını Al¬lah'a havale ettikleri için biz de aynı şeyi yapıyoruz.Bize emirler veren yasaklar koyan, ibret alsınlar diye geçmişden kıs¬salar anlatan, öğütler veren ayetler muhkem ayetlerdir ve biz onlara uyarız.
Allah'ın arşından, kürsisinden, yed'inden cennetinden cehennemin¬den, ahiret terazisinden (v.s.) bahseden ayetler, müteşabihdirler. İnanır ve öyle kabul ederiz.Bir alemki alemimize benzemez. O Ahiret alemini bu dünyadaki te¬rimlerle anlatıyor ama o değildir.


Allah'ın herşeyi gördüğü, herşeyi işittiği, herşeyden güçlü olduğu bi¬ze bildiriliyor ama görmesi, işitmesi tutması bizimkiler gibi değildir. O yarattığına benzemez. Ama kendisini bize tanıtırken bizim bildiğimiz kelimelerle tanıtıyor.Cehennem üzerindeki sırat köprüsü, Mimar Sinanın köprüsüne de benzemez. İstanbul boğazındaki Fatih köprüsüne de benzemez.


Şunu iyi bilelimki Allah (c.c.) zatım ve sıfatlarım bize tanıtırken bi¬zim bildiğimiz kelimelerle anlatıyor. Biz gözümüzün görme sınırı oldu¬ğunu biliyoruz. Her duyu organımızın bir sınırı vardır. Allah (c.c.) bu sı¬nır içerisine girmez. Öyle olunca bu tür ayetler müîeşabih ayetlerdir.


Kalblerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak, manasını tahrif etmek için bu müteşabih ayetlerin teviline çalışırlar.İlk nazil olan İncil'de ve ilk hristiyanlarda eb (baba) kelimesi yaratan, icad eden manasına kullanılmış. (Ebul Beka Külliyat Eb maddesi)Fakat kalbi eğriler bu kelimenin manasını tahrif ederek baba - oğul münasebeti kurarak küfre girmişler.




Durup dururken Rabhimiz kimsenin kalbini eğmez.(Bakara 7) Onlar eğrilince Allah da onların kalblerini eğer.(Saf süresi..5)




Her günahın gönülde bir nokta gibi karanlık meydana getirdiğini, o karanlığın ancak tevbe ile parlatılabileceğini peygamber efendimiz haber verir.(.(Müsned, Ahmed 2/297, îbni Mace K. Zühd 29)Gönüllerindeki eğri düşüncelere Kur'anı Kerimden dayanak arayan¬lar, tarih boyunca ayetlerin ve kelimelerin manalarını tahrif etmişler.Günümüzde hümanist olan bir müslüman Kur'anı Kerimden bir kısım ayetleri alarak «İslam hümanizmi» adı altında kitap yayınladı. Bunlar ön¬ce bir fikre sahip olup sonra Kur'anı o fikrin tasdikcisi yaparak yamldılar.


Efendimiz (S.A.V.): «Kim kendi görüşü doğrultusunda Kur1 anı tefsir ederse, cehennemdeki yerini hazırlasın» buyuruyor
.(Tirmiz, Tefsir bab 1 Hadis 2952, Ebu Davud, K. İlim hadis 3652) Yani önce liberalizmi, kapi¬talizmi veya kominizmi benimsedikten sonra Kur'anı o düşünce doğrultu¬sunda tefsir ederse cehennemlik olur.Yoksa çok iyi niyetlerle Allah (c.c.)'in kelamını anlamak için bütün melekelerini harekete geçirerek Kur'am anlamaya çalışırken yanılacak olursa (Carullah Zamahşeri gibi) hata etmiş olur. Ama kâfir olmaz.


Müteşabih ayetlerin manasını Allah'dan başka kimse bilemez. İslami ilimlerde derinleşenler de bunun böyle olduğunu kabul ederler. Bir kısım alimler özellikle tasavvuf tarafı ağır basanlar (illallah) da durmazlar ve (verrasihun) de dururlar ve buna göre mana Allah ve ilimde derinleşen¬lerden başkası müteşabih ayetlerin manasındadır..




Kuran Yolu Tefsir'ine göre


Muhkem ve müteşâbihin terim anlamlan ve bu âyette hangi mânada kullanıl¬dıkları hakkında âlimler arasında fikir birliği bulunmamaktadır. Şevkânî yedi ta¬nıma yer verip bunları eleştirir ve kendi tercihini şöyle belirtir: Muhkem, "ister kendi başına ister başka ifadeler dikkate alındığında mânası ve delâleti açık seçik anlaşılan"; müteşâbih ise, "gerek kendi başına gerekse başka ifadeler dikkate alın¬dığında mânası ve delâleti açık seçik anlaşılmayandır. Bu sebeple Râzî her ekolün kendi görüşüne uygun âyetleri muhkem, karşı görüşe uygun olan-lan ise müteşâbih olarak niteleme gayreti içinde olduğuna dikkat çeker


Kur'ân-ı Kerîm'de gerçek anlamını ancak Allah'ın bildiği veya mânasını sa¬dece ilimde yüksek mertebelere erişmiş kişilere lütfettiği âyetlerin (müteşâbihat) bulunmasına birçok açıklama getirilmiştir. Bunların belli başlılarını şöyle özetle¬mek mümkündürur'ân-ı Kerîm'in kıyamete kadar yürürlükte kalmak üzere gönderilmiş olması sebebiyle, müteakip bütün zamanlar İçin uygun sonuçlann ve değişik anlam¬lan n çıkarılmasına kapı aralayan ifadelere sahip olması tabiidir.


Yine her dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek kudretli bilginlerin yetişebilmesi zor ifadelerden amaçlan bulup çıkarabilirce melekesini haiz kişilerin yetişmesine, bu da araştırma ve İncelemeye yönelten motivasyonun bulunmasına bağlıdır. Şayet dinin bütün bildirimleri kolay bir üslûpla ve tek düze ifadeler İçinde gelmiş olsaydı herkes ön¬lerindeki hazır malzemeyle yetinme alışkanlığı kazanır, ilerleme ve gelişme müm¬kün olmazdı.


Kur'ân-ı Kerîm'in bir taraftan çağrı, öğüt, öğreti ve hüküm kaynağı özellik¬lerini bünyesinde toplaması, diğer taraftan da bütün zamanlara meydan okuyan bir mucize olması, zengin anlamlarla yüklü değişik üslûplardan oluşan bir ifade örgü¬sünü gerekli kılmıştır. Aynı şekilde, Kur'ân-ı Kerîm'in temas ettiği metafizik, psi¬koloji, felsefe, hukuk ve medeniyet tarihi gibi ilimler derinlemesine düşünmeyi ve ifade inceliğini gerektiren üst düzey bilimlerdir. Basit bir dilin dar kalıplan içinde bu İlimlerin perdesini aralamak ve yeni ufuklar açmak mümkün değildir.


İnsanoğlu bilim ve medeniyette ne kadar ileriye giderse gitsin hep yeni şey¬ler bilmek ve öğrenmek ihtiyacı duyar. Bu ihtiyacı karşılarken bilinmeyen bîr âle¬min varlığını sezinlemesi, marifet yolunda ilerlerken ve ilimde yeni mertebelere ulaşırken önündeki meçhullerin tükenmediğini farketmesi, bir taraftan onu bu araştırmaları sürdürmesi için kamçılayacak, bir taraftan da ilimde ne kadar ileri gi¬derse gitsin "her bilenin üstünde bir bilen olduğu'nu(yusuf-12/76) ve yüce Al¬lah'ın ilminin sonsuzluğunu yürekten kabullenme erdemine ulaştıracaktır.


Esasen insanın ilim ve irfan basamaklannda yükselmesini sağlayan öğrenme melekesinin gelişmesi de bilinenlerden hareketle bilinmeyenleri sezmek ve bu meçhuller hak¬kında ulaşılan sonuçların sağlamasını yine bilinenlere göre yapmak suretiyle ger¬çekleşir. Öğrencinin bilgi düzeyi yükselip öğrenme melekesi güçlendikçe öğret¬men aşama aşama yeni meçhulleri önce ona sezdirip sonra çözdürür. Dolayısıyla meçhulü sezmek, onu bilme ve öğrenmenin ön şartı konumundadır.


Yüce Allah kullarına önce kendi varlığını diğerlerinden ayırt ettiren muhkem bir bilgi sağla¬yıp sonra müteşâbih halde bulunan meçhulleri sezdirir ve kademe kademe bunla-n muhkeme dönüştürür. Bir başka anlatımla müteşâbihlerin bu özelliği göreceli¬dir. Gerçekte ve sözün sahibi bakımından bunların anlamında hiçbir kuşku ve te¬reddüt bulunmayıp muhataba nispetle kapalılık taşıyan ifadelerdir.


Mümin kişi Kur'an'ın çelişkiler içermediğine yürekten inanır. Zaten Kur'ân-ı Kerîm de bu kitabın Allah'tan başkası tarafından gönderilmiş olması ihtimalini or¬tadan kaldıran çelişmezlik deliline bizzat işaret etmiştir.
"Kur'an'ı inceleyip düsünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başka birinden gelmiş olsaydı onda birçok tutar¬sızlık ve çelişki bulurlardı!" (nisa-4/82) İşte Kur'an'da zahir (ilk anda hatıra ge¬len) anlamlan açısından birbirleriyle uyumlu olmayan ifadelerle karşılaşan bir mü¬min bunların aynı kaynaktan geldiğini dikkate alarak ve müteşâbihleri muhkemle¬re vurarak görünürdeki çelişkinin gerçek olmadığını ortaya çıkaracak fikri bir ça¬lışma yapar, böylece inancı daha bir güçlenir ve gönlü huzurla dolar


Not: Ayetin tefsirinde Hayrettin Karaman ve ekibi Süleyman Ateş'in yapmış olduğu bu konu hakkındaki tefsir'inin tamamen yalan,uydurma olduğu görüşündeler.Delilleriylede ıspat etmişler.




Elmalılı Tefsir'ine göre...



Mânâsı ve murada delaletleri kesin, kelime ve cümleleri başka anlamlara çekilmeye engel, sağlam ve şaşmaz ifadelidir, muhkemdir, "bunlar ümmü'l-kitaptırlar", kitabın anası, anlamda temel ve köktürler. Hak ile batılı ayıran, hakikatleri tasdik edip ortaya koyan asıl bunlardır. İlimde ve amelde peşine düşülmesi ve uyulması gereken temel ilkeler ve belgeler, hidayet için deliller bunlardır. Diğerleri bunlara irca ve havale edilir.




"Allah kelamın en güzelini (güzellikte) birbirine benzer, ikişerli bir kitap olarak indirdi ki, Rablerinden korkanların ondan tüyleri ürperir..." (Zümer, 39/23)
hükmü açığa çıkar.ALLAH tan ancak Alim kullar korkar..Ayetinde Alim olmanın özelliklerini ortaya koymaktadır.Alim olmakta tabiki İlim den gecmektedir..


Ftinecilere de tefsirinde yani Ayette gecen Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. .
Yani sapıklar insanı kaydırmaya çalışanlar.Bu zalimler sözde İslam alim'iyiz diyenler. ALLAH ın ayetlerini satip ehli kitap ı Ayetlerin Tev'il lerini yanlış yapıp sapıtanl basitleşen bu insanlarada bu tefsirde güzel bi izah var.Aşagıda ki tefsirde tam onlara biçilmiş bi kılıf ....


Allah'ın ilmine karşı herşeyi halletmiş, bitirmiş iddiasında bulunan ve müteşabihatın bütün bütün ortadan kaldırılmasını arzu eden ve tecrübeyi, teşabühten büsbütün arınmış mutlak bir kesinlik sanan bir ilmîlik ve isbatçılık iddiası cehaletten başka birşey değildir. Buna karşılık, muhkematı esas alan güçlü ve aydınlık bir isbat yolu ve metodu üzerinde yürümeyip, doğrudan müteşabihata sarılmak ve onun muhkem bir gerçeklik içerdiğini inkâr edip şüpheyi esas tutmak ve kafalarına göre Tev'il etmek le onlar.Haddini bilmemek ve ilâhî hidayeti dinlememek, tehlikelere ve karanlıklara doğru koşmaktadırlar ki, bunu kalblerinde eğrilik ve kötü niyet, kaypaklık ve çarpıklık bulunanlar yaparlar.


Her şeyi kuşkulu hale getirmek, hep garip ve acaip şeylerden bahsetmek, en belli gerçekleri bile birer efsane gibi göstermek isterler ki, bunlar bilinen yolda yürümektan hoşlanmazlar. Diğer bir kısımları da kendi bilgileri herşeyi çözmeye yetermiş gibi, kâinat düzeninde, geçmişte ve şimdiki halde veya sonsuza dek sürecek olan gelecekte sanki hiç bilinmedik birşey yokmuş gibi, müteşabihatın hakikatını kökünden red ve inkâr eder; anlamadığı, anlayamayacağı bir hakikat işitirse, ona hurafe, efsane, esatir deyip geçerler ki, bunların hepsi kalbin kaypaklığından, çarpıklığından ve haddini bilmezlikten ileri gelir..



Yukarda tefsirde gecenlerin tam ispatı var.Onlar ne yaparlar.?Her şeyi kuşkulu hale getirmek, hep garip ve acaip şeylerden bahsetmek, en belli gerçekleri bile birer efsane gibi göstermek isterler ki, bunlar bilinen yolda yürümektan hoşlanmazlar.Mesela neyi efsane yaparlar. iddia ediyorlar.Kabir azabı yok mizan yok sırad denen köprü yok gusul de şart sadece her yeri yıkamak mazmaza iştinşak şart degil namaz 5 degil 3 vakit Tesettür bi zina aletidir.Evet yanlış okumuyorsunuz tesettür ki,bunu giyenleri kimse göremedigi için adamların iştahı kabarıyormuş ve buda nefislerini fişekliyormuş.Dolayısıyla buda zina ya davetiye oluyormuş.Her türlü,fuhşiyat silinmiş Türban fuhuş aleti olmuş.Kavram kural tanımayanlar. Aklar aktan sütten beyaz olmuşlar. Sonra naparlar Nikah ı inkar ederler.Salavatı tefriciye gibi salatlara eğlence derler.Evet yanlış okumuyorsunuz bunların hepsi kanıtlıdır.Dileyene ispatlarını veririm bunlar gibi İslam ın temel meselelerini naparlar.Ayetleri çarpıtırlar.Evet Hz Ali Efendimiz Hz abbas Efendimz e (hariciler)le KURAN ile mücadele etme cünki KURAN ın tevili cok yönlüdür lastik gibidir ki,isteyen istedigi yere ceker.Onlarla Sünnet'le mücade le et demişti.Evet Sünnet i ortan silip yani akılları sıra KURAN ıda carpıtarak.Sözde müfessirlik yapıyorlar. Ayette geçen fitne çıkarmak için kelamı bunları son derece baglar ki,onlar bunu yapıyorlar.ALLAH fırsat vermesin oyunlarını başlarına geçir ALLAH ım amin (Vemekeru vemekerAllah Vallahü hayrul makirin)ALLAH onların oyununu bilir oyunlarını başına geçirir onlar oyun yapar ALLAH ı unuturlar.Ama ALLAH oyun oynuyanların hakkından gelir.o ne hayırlı oyunlar yapar onlara..amin uyanık olmak lazım bol bol İlim tahsil etmek lazım yoksa kandırılırız....


Bunlara karşılık ilimde rüsuh sahibi (uzman) olanlar, eğilmez, eğrilikten hoşlanmaz, ilim yolunda sağlam, bildiğini ve bilmediğini seçebilen, bildikleri sayesinde bilmediklerinin önemini mümkün mertebe çözebilen ilim erbabı da şöyle der: biz bu kitaba inandık, muhkemi ve müteşabihi ile hepsi Rabbimiz katındandır. Hepsi haktır ve gerçektir. Hakikaten böyle temiz akıl, güzel dikkat ve kavrayış sahiplerinden başkası da hakkiyle düşünemez, kendi zihnindekini bile iyice seçip net olarak düşünemez, muhkematı esas olarak hafî(gizli ,açıkta olmıyan) müşkil, (sözün sahibi tarafından anlamı açıklanmaksızın ne kastedildiği anlaşılamayan sözcüktür. Namaz, oruç, hac sözcükleri böyledir.)mücmel gibi te'vili mümkün olan müteşabihatı bile doğru dürüst te'vil edemez. Bu konuda te'vil ve ictihat başkalarının değil, muhkematın mertebeleri ile müteşabihatın mertebelerini seçebilen, te'vili caiz olup olmayanları ayırabilen, fitneden, kendisini ve herkesi baştan çıkarmaktan sakınan, haddini bilen, ilâhî bilgiye havale edilmesi gerekenleri O'na havale eden, kâmil iman sahibi, ilim yolunda kuvvetli, temiz ve ince akıllı, doğru düşünmesini bilen ve seven, hasılı hikmete mazhar olmuş rasih(Temeli kuvvetli, sağlam. Bilgisi, bilhassa dini bilgileri çok geniş olan) âlimlerin hakkı vardır, bu işe ancak öyleleri yetkilidir. Bunlar muhkem ve müteşabih hepsinin hakikatına iman ederler ve önünü sonunu hesaba katarak iyi düşünürler. ELMALLI TEFSİRİ....... Evet yazıldıgı üzre İlim ehli olana var ne varsa inş bizde olalım amin..
..


TEFHİMU'L KUR'AN Mevdudi tefsir'ine göre...


Bu şöyle bir soruya neden olabilir: Kişi müteşabih ayetlerin gerçek anlamını bilmediği halde nasıl onların hak olduğuna inanabilir? Bu soruya şöyle cevap verilebilir: Müteşabih (müphem) ayetler yorumlandığında değil, muhkem (anlamı açık ve kesin) ayetler iyice incelendiğinde, bu inceleme, anlayışlı bir kişiyi Kur'an'ın gerçekten Allah'ın kelâmı olduğu inancına götürür. Muhkem ayetleri inceleme, kişiyi bir kez Kitab'ın gerçekten Allah'tan olduğu inancına götürdükten sonra, müteşabih ayetler onun zihninde şüphelere yol açmaz ve kişi bu ayetlerden anladığı en basit anlamı kabul edip, ayet anlamlarında karmaşıklıklara rastlandığında ise, bunları bir tarafa bırakır. Kılı kırk yarıp onları araştıracağına Allah'ın Kelâmı'na bütün olarak inanır ve dikkatini daha faydalı işlere yöneltir.. Dogruya bilmeyince nasıl Hak olduguna inansın..



Fahruddin Er-Râzi, Mefâtihu’l-Gayb,a Tefsir'ine göre


İster açık bir delil ile olsun, ister gizli bir delil ile olsun, bilinebilen herşey muhkem, bilinmeyen herşey de müteşâbihtir. Meselâ, kıyametin ne zaman kopacağını, insanların sevab veya cezalarının miktarını bilmek gibi.. Bunun bir benzeri, Allah Teâlâ'mn, "Sana kıyametin ne zaman demir atacağını sorarlar" (A-raf, 187) âyetidir.


Kalplerinde maraz,hastalık,eğrilik olanlar.Fitne peşinde olanların haliyle alakalı ayetin tefsiri..


Sapıklar hakkında ayetleri sapıtarak Yani fitne çıkarmak süretiyle mide bulandıran küçük sineklerin ve onların yolunda canı ekşili istiyen kolay hayat derdinde olan daha dogrusu kolay fetva aslında herşeyin serbest olması gerektigine varana kadar fetva arıyan Bedbaht lar.İçin olan Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler ayetinin çok güzel tefsirini yapmışlar veeee Ebu Müslim el- İsfehanî ise şöyle demiştir "Fitneyi isteyen sapık kimse, dalâl (yani ALLAH ın sapık diye niteleme yaptıgı) âyetleriyle ilgilenen ve bunları, Allahu Teâlâ'nın, "Sâmfri onları saptırdı" (Tâ-hâ, 65); "Firavun, kavmini saptırdı, doğru yola iletmedi" (Tâ-hâ,79)ve "(Allah) onunla fâsıklardan başkasını şaşırtmaz" {Bakara, 26) âyetleri ile beyân ettiği muhkem âyetlere başvurup onları tefsir etmeyen kimsedir. Yine onlar Hak Teâlâ'nın, "Bir memleketi helak etmek istediğimiz zaman, onun nf'met ve refahtan şımarmış elebaşlanna emrederiz de orada İtaatten çakarlar" (isra. 16) âyetini, "Allah Teâlâ onları helak etmiş, fâsık olmalarını istemiş ve mahlûkâtını helak etmek için sebep aramıştır" diye tefsir etmişl


Ne kadar bal sürsen okadar acı kalır bu tefsir in yanında!!!..Bakın Fitneyi istiyen ve veren Firavun saptırdı istiyende gitti saptı ee ne demişler Hacı Hacı'yı Mekke'de sapık sapığı dakkada bulur.Ne yerinde bi laf ,şimdi bulmuyorlarmı hocam şu serbestmi bu serbetmi sorarlar.Tabi fetva makineleri cok işte bunlarda yok yok yasak yok herşey serbest e bunu duyanda zaten ben bi göz istiyordum iki göz oldu olsun diyor.Üryan Namaz kılarsın diyor ama neymiş tek olunca kimse olmıycakmış yanında ah be akıl sarhoşu aklına turp sıkayım ALLAH ve Melek leri görmüyormu güya şart koymuş neymiş işte tek olunca bak buda ne minarenin kılıfı hani bak hakkını yeme adam tek olunca dedi görüyonmu işi biliyor bu hoca derler. Seferber olur topallar körler.İşte ALLAH cc Firavun'dan bahs ederken şunu izah etmek istiyor.Ey kullarım Fivarun öldü ama torunları var.Onlarda onlardan KURAN kıyamete kadar bakiyse kalıcıysa ve bu ayet hala orda ise ee Fravun lanetlenmişi yoksa azabına kavuştuysa ve hala fitne ayetleri duruyorsa bu nedemek olur.?Hani lokantada yemek yerken garson sorarya çorba içerken abi çorbanın arkası varmı ? yani başka bişeyde yiycekmisin adamda haliyle genelde ne der var var.Getir tuttugunu dimi işte onun misali gibi Firavun gitti ama arkası var.Tabi Musa a.s ında arkası var.İşte içinde fitne olan anarşistler ALLAH ın ayetlerini böyle çarpıtıp uyduruyor.zaten ALLAH böyle ayetlerinin tefsir edilmesinde gizli bi imtihan yaptı.Ak koyun kara koyun belli olsun diye ve artık sapıtan sapıtacak sapıtmıyanlar kalacak.ALLAH ım sana sıgındık ..



İlmi boyutunun Tefsiri..


İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.


Arapçada "rusûh", birşeyin iyice içinde olmak demektir. Bil ki ilimde râsih olan, yakînî ve kat'î deliller ile Allah'ın zât ve sıfatlarını; Kur'ân'ın Allah'ın kelâmı olduğunu bilen kimsedir.


Cenâb-ı Allah onların daha sonra dediklerini nakletmiştir ki bunun mânâsı "Onlardan herbiri, "muhkem de, müteşâbih de Rabb'imizin katındandır" derler" şeklindedir. peki neden Muhkem ve Müteşabih ler derler hepsi neden demezler.? bakalım nedenmiş..


âyett"Hepsi Rabb'imizdendir" denilmiş olsaydı, bu da yeterli olurdu. Öyle ise, âyette ayrıca (katında) lafzının ge¬tirilmesindeki fayda nedir? Müteşâbih âyetlere îman hususunda, daha güçlü ifâdeye ihtiyaç duyulur. İşte bundan dolayı, ifâde daha (te'kidli)(Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma. * Üsteleme. Bir iş için evvelce yazılan bir yazıyı tekrarlama) olsun diye, kelimesi zikredilmiştir.


Allahu Teâlâ daha sonra "Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilir" buyurmuştur. Bu, Allah Teâlâ tarafından, "Biz ona inandık" diyenlere bir medh-ü senadır. Mânası ise, "Kur'ân'da bulunanlardan ancak aklı kâmil olan kimseler va'z-ü nasihat alır" şeklindedir


Bu âyet, aklî delillerden bahseden, bunlar ile Allah'ın zât, sıfat ve fiillerini bilmeye yol arayan ve Kur'ân'ı aklî delillere göre, dit ve i'râba(Kelime ve fiillerin sonunda bulunan harf veya harekelerin değişmesi ve bu değişikliği ve sebeblerini öğreten ilim.)uygun gelecek şekilde tefsir eden kelâmcıların makamlarının yüceliğini gösterir.


Bil ki, birşey ne kadar şerefli olur ise, onun zıddı da o kadar âdî olur. Aynen bunun gibi, Kur'ân'ı tefsire çalışan kimse, bu sıfatlan taşırsa, onun mertebesi de, Allah'ın medh-ü sena ettiği yüksek derecelere çıkmış olur. Usûl, dil ve nahiv ilimlerinde derinleşmeden Kur'ân hakkında söz söylendiğinde bu, Allah'ın muradından gayetuzak bir söz olur. İşte bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.s'Kur'ân'ı sırf kendi anlayışına göre tefsir eden kimse, cehennemdeki yerine hazırlansın' buyurmuştur


Üstad Said Nursi'den İlim beyan'ı

lâzım olan amel ve iktidar cihetinde,Tarafında en ednâ (Pek az cuzi bişey) bir serçe kuşuna yetişmez. Fakat Hayat-ı mâneviye ve uhreviyesine lâzım olan ilim ve iftikar(Tevazu) ile tazarru(birşeye gizlice yaklaşmak tevazu ile gönülden istemek) ve ibâdet cihetinde hayvanâtın sultanı ve kumandanı hükmündedir.

Demek ey nefsim! Eğer hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i maksad yapsan ve ona daim çalışsan, sen edna bir serçe kuşunun bir neferi hükmünde olursun. Eğer hayat-ı uhreviyeyi gaye-i maksad yapsan ve şu hayatı dahi ona vesile ve mezraa etsen ve ona göre çalışsan; o vakit hayvanâtın büyük bir kumandanı hükmünde ve şu dünyada Cenâb-ı Hakk'ın nazlı ve niyazdar bir abdi, mükerrem ve muhterem bir misafiri olursun..Üstad Said Nursi..
Kısaca Üstad diyorki ilmin yoksa serce kadar etmezsin
  Alıntı ile Cevapla