Tekil Mesaj gösterimi
Alt 27-01-2007, 08:58  #4
Avatar Yok
ihvan_enes ihvan_enes isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik numarası: 23559
Araçlar:
Üyelik Tarihi: 13.01.07
Mesajlar: 20
Konular: 3
Teşekkür Sayısı: 0
1 konusuna 3 kez teşekkür edildi.

Risale-i Nur'dan Damlalar..

Şu Varlık âleminin ilim ve hikmetle âdeta kaynaştığını hepimiz biliyor ve görüyoruz. Göz hakkında kütüphaneler dolusu kitap yazılmış olması gözdeki mânâ zenginliğinin en güzel bir ifadesi olduğu gibi, o kitaplar da sanki göze yerleştirilen ve onda kendini gösterin ilmin kitaplaşmış hâli gibidir.Göz, kâinat kitabından sadece bir kelime yahut bir harf. Onun penceresinden âleme baktığımızda her şeyin bir lafz-ı mücessem yani cisim giymiş bir söz, mânâ dolu bir kelâm olduğunu daha rahat görebilir ve okuyabiliriz. Said Nursi Hz'leri




Kur'an yolu Tefsir'ine göre


Buradaki "insan"la öncelikle Kur'an'ın muhatapları arasındaki inkarcı kişilerin kastedildiği âyetin devamından anlaşılmaktadır. Başka yerlerde de belirtildiği gibi(bakara-177) gerçek mümin hem sıkıntılı zamanlarında hem rahat zamanlarında hep Allah ik olur, O'na güvenip dayanır.

Bu bağlılığını kötü günlerinde isyan etmeden sabırla, İyi günlerinde azmadan şükürle gösterir, Allah'tan gelen her şeyi, "Lütfün da hoş, kahrın da hoş" diyerek karşılar. 9. âyet, inancında döneklik yapan biriyle her durumda Allah'a iman ve bağlılığını sürdürenin aynı değerde olamayacağını ifade etmektedir.

Hâlis imanın ve samimi din-darlığın çok veciz bir özeti olan bu âyette, böyle bir dindarlığın en çarpıcı amelî tezahürü olan gece namazına, sorumluluk boyutu olan ahiret endişesiyle rahmet ümidine ve dindarlığın zihnî şartı olan bilgi donanımına dikkat çekilmiştir.

İbadette dinî şuur ve duygu ne kadar yoğun olursa ibadetin değeri de o oranda yüksek olur. Bu yoğunluk geceleri daha da fazla olacağı için âyette Özellikle gece ibadetinden söz edilmiştir. Derin dindarlığın diğer bir tezahürü de âhiret bilincinin canlı oluşudur. Ebedi hayata inanan iyi bir mümin, her durumda Rabbine kulluk görevlerini yerine getirmekle birlikte, bir yandan da kulluğuyla O'nun merhamet ve sevgisini kazanmayı, bu sayede âhiret kurtuluşuna nail olmayı arzular.


"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu" ifadesindeki "bilme"den maksat, bu âyetler bağlamında öncelikle, yalnız zor durumda kalındığı zaman değil, her zaman Allah'ı bilip tanımayı (ma'rifatullah), bu İrfan sayesinde yaratılmışlara kul olmaktan kurtulup yaratana kul olmanın önemini kavramayı ifade eder.

Bununla birlikte "Hİç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu" cümlesi, daha genel olarak hangi konuda olursa olsun- ilmin yani doğru bilginin Allah katında mutlak bir değer olduğuna işaret eder. Esasen iman da ilim sayesinde kazınılır. Nitekim kaynaklarda ilim, "bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen inanç (itikad) şeklinde tanımlanır.(Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredât,)


Kur'an-ı Kerîm'de gerek dinî gerekse din dışı konularla İlgili olarak ilim kelimesi ve türevlerinin 750 defa geçmesi, bilginin ve bilme faaliyetinin önemine işaret eder. Kendisini de Allah'tan gelmiş bir bilgi olarak tanıtan Kur'an(Bakara 2/120) "Rabbim, ilmimi arttır!" diye Allah'a dua etmemizi öğütler. Hz. Peygamber de ilmi övmüş ve teşvik etmiştir.(Tirmîzî, "İlim", 19)

Âlimleri peygamberlerin vârisleri olarak gösteren hadis(Buhârî, "İlim" 10)bilginin değeri yanında ilim adamlarının, bilgilerini insanlığın haynna kullanmakla sorumlu olduklarına da işaret eder. Buna1 göre, ilim bizatihi bir değer olsa da birçok hadiste İlmin amelle bütünleşmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.(meselâ bk. Müslim, "ez-Zikir ved'du'â)

Şu halde davranış ve uygulama planında olumlu sonuçlar doğurmayan veya kötülüklere alet edilen bilgi, kıymeti bilinmemiş, şükrü eda edilmemiş bir nimet olup ayrıca sorumluluğu gerektirir. Nitekim bir hadiste, sadece basit dünyevî emellere ulaşmayı amaçlayan ve bu suretle bilgisini kötüye kullananlar "erdemsiz bilginler" diye anılmıştır.(Dârimî, "Mukaddime", 29, 34
  Alıntı ile Cevapla